Irak Türkmen Cephesi Başkanı ve Türkmen Lİderi Dr. Saadettin Ergeç'in 21.Yüzyıl Türkiye Enstitüsü yayınlarından çıkan makalesi...
Irak toprakları, tarihi boyunca değişik nedenlerden dolayı birçok savaş, çatışmalara sahne olmuştur. Kuzey doğuda olan dağlık bölge ve güney batıdaki büyük çöl, Irak'ın önemini özellikle savaşlar döneminde artırırdı. Çünkü bu bölge, değişik ulus ve dinlere mensup olan insanların geçiş koridoruydu.
Genellikle Irak nüfusu, dağları konut bilen Kürt ve ovalarda oturan Araplardan oluşur. Bu iki topluluk arasında da kendi dil, adet ve geleneklerini koruyan Türkmenler yaşarlar. Daha çok; Telafer, Altınköprü, Kerkük, Dakuk, Tuzhurmatu, Kifri, Hanekin, ve Mendeli şehirlerinde yoğunlaşmışlardır.
Irak'ta 1925 yılında çıkan ilk anayasa Kürtçe, Arapça ve Türkçe basılmıştır. Ancak 1933 yılında yapılan düzeltmelerden sonra, 17'nci maddesinde; "ülkede Arapça dil olacaktır" ama 1931 yılında bu madde ile ilgili 74 sayılı mahalli diller kanunu Türkmenleri istisna etmiş "yargı işleri, Kerkük ve Erbil gibi Türkmen bölgelerinde Türkçe olması lazımdır" denilmiştir.
1950 yılında hükümet, okullarda Türkçe dilin kullanılmasını azaltmaya başlamıştır. Daha sonra 24 Ocak 1970 tarihinde, resmi bir kanunla ilkokulda Türkçe eğitim yapma kararı alındıktan bir yıl sonra, hükümet aynı kararı hiçe sayıp okulları kapatarak, Türkçe ile eğitim yapmayı yasaklamıştır.
1970-1980 yılları arasında Türkmenler, etnik temizlik eylemlerine maruz kalmışlardır. Bazı liderler tutuklanıp asılmış ya da göstermelik yargılamalarla hapislere atılmıştır. Irak hükümeti kullandığı insanlık dışı siyasete rağmen, Türkmen halkının direncini kırmayı başarmamıştır. Onlar dedelerinin yurdunda hep geleneklerini koruyup, milli varlıklarını canlı tutmaya çalışmışlardır.
Irak hükümeti, sürekli Türkmen nüfusunu asimilasyon politikaları ile azaltmaya çalışmıştır. Dolaysıyla şimdiye kadar Türkmen nüfusunu belirten tarafsız bir sayım yapılmamıştır. 1957 yılında yapılıp sonuçları 1959'da açıklanan sayım da Irak'taki Türkmenlerin sayısı yaklaşık 567.000 kişi olarak belirtilmiştir. Yani Irak'ın toplam nüfusu içerisinde %10'dur. Ama Irak hükümeti her türlü yolu deneyerek bu gerçeği saklamaya çalışmıştır.
1957-1977 yılları arasında nüfusun azaldığı görülmektedir. Bunun nedeni ise: Kuzey Irak'ta özellikle Telafer'den Musul'daki Sincar, Erbil, Kerkük, Hanekin ve Diyale'den Mendeli'ye kadar uzanan bölgelerde, zorunlu göçe veya Irak hükümetlerinin asimilasyon politikalarına maruz kalmalarıdır.
Irak'ta nüfus artış oranı % 3,2 olduğu halde Türkmenlerin toplam sayısı 1994 yılında Kerkük, Erbil, Musul, Salahattin ile Diyala'ya bağlı köy, kasaba ve Bağdat'ta yaşayanlar dahil, en kötü tahmine göre yaklaşık 3,000,000 kişidir.
1960'a kadar Kerkük nüfusunun % 95'inin Türk olduğu bilinmektedir. Ancak daha sonra güdülen Araplaştırma politikası nedeniyle on binlerce Arap ailesi Kerkük'e yerleştirilmiştir. Bunun yanı sıra Kürtlerle meskun civar illerdeki köylerin yıktırılması, Kürtlerin de Kerkük'e göç etmelerine neden olmuştur. Dolayısıyla 1980'li yıllarda Kerkük'teki ezici Türk yoğunluğu zedelenmiş ve %95'lik oran %75'e düşürülmüştür.
Irak'ta bin yılı aşkın bir zamandan beri varlık gösteren Türkmenler, ülkenin kuzey orta bölgesinde yaşamaktadırlar. Türkmenler, günümüzde Musul, Erbil, Kerkük, Diyala ve Selahattin illerinin sınırları ile başkent Bağdat'ın birkaç mahallesinde de bir şerit boyunca yayılmış bulunmaktadırlar.
İngiliz işgali sırasında Erbil'in siyasi valisi olan W.R.Hay, bölge hakkında yazdığı bir kitapta şöyle demektedir: "Belli bir şerit üzerinde bazı şehirler vardır. Bu şehirlerde yerleşik vatandaşlar Türkçe konuşurlar. Bu şerit, çoğunluğu Kürt olan bölgeyle, çoğunluğu Arap olan bölgeyi birbirinden ayırır. Kerkük, Türklerin yoğun olduğu merkezdir. I. Dünya Savaşı'ndan önce nüfusu 30.000 idi. Şehrin etrafında da Türkçe konuşan birçok köy vardır."
Yazar kitabın başka bir yerinde ise; "Ahalisi Türkçe konuşan ve önemli zikredilmesi gereken iki ayrı yerleşim yeri de Erbil ve Altunköprü'dür. Sonuncusu ise Küçük Zap nehri üzerinde bir adadır. Nehrin kıyıları arasında bağlantı iki köprü ile kurulmuştur" demektedir.
Irak yönetimi, Türkmenleri asimile etmek ve bölgelerini Araplaştırmak için 1980'den sonra çeşitli yöntemlere başvurmuştur. Açık yerlerde Türkçe konuşmayı yasaklamakla kalmamış, telefonda kendi ailesiyle konuşanları dahi cezalandırma yönüne gitmiştir. Yüzlerce Türkmen köy ve kasabası çeşitli bahanelerle yıkılmış, Türkmen halkı başka yerlere göçe zorlanmış, Irak'ın güneyinde yüz binlerce Arap Vatandaşın Türkmen Bölgelerine yerleşmeleri için kendilerine karşılıksız teşvik primleri verilmiş ve arazi dağıtılmıştır. Türkmenlerin maruz kaldıkları haksızlıklar şöyle özetlenebilir:
- Birçok yerleşim yerlerinin Türkçe olan adları Arapça'yla değiştirilmiştir.
- Devrim Komuta Konseyi'nin 29 Ocak 1976 tarih ve 41 nolu kararı ile Kerkük İli'nin adı Al-Tamim olarak değiştirilmiş ve en büyük ilçesi olan Tuzhurmatu, Saddam'ın doğum yeri olan Tikrit'e bağlanmıştır.
- 20 Ekim 1981'de 1391 no'lu karar ile Türkmenlerin Güney illerine tehcir edilmeleri kararlaştırılmıştır.
- 27.09.1984 tarihinde 1081 no'lu karar ile Türkmenlerin arazilerinin istimlâk edilerek güneyden getirilen Araplara dağıtılması sağlanmıştır Yine aynı Konseyin 8 Nisan 1984 Tarih ve 418 sayılı kararı ve 11 Eylül 1989 tarih ve 434 sayılı kararı ile Kerkük'te Türkmenlerin gayrimenkul satın almaları yasaklanmıştır.
Türkmenler, milli kimliklerinin yok edilmesi ve ülkedeki varlıklarına son verilmesi amacıyla, bütün iktidarların insanlık dışı uygulamalarına maruz kalmışlardır. Türkmenler, 80 yıl boyunca; asimile edilmek, evlerine topraklarına el konmak, göçe zorlanmakla kalmamış liderleri de sistematik olarak çeşitli kişi ve gruplar tarafından katledilmiştir.
Türkmenlere ve Cephe'ye en yoğun baskının Saddam döneminde uygulanmıştır. Saddam Kuvvetlerinin 31.08.1996'da Erbil'de, Türkmen Cephesi ve Türkmen Siyasi Partilerine ait bürolara, Türkmen okullarına, kültür ve ilim yuvalarına düzenlediği baskınlar sırasında, buralarda bulunan 34 Türkmen öldürülmüş veya tutuklanmıştır. Tutukluların akibeti hakkında bugüne kadar aileleri ve Türkmen Cephesi sağlıklı bir bilgi elde edememiştir. Konu, BM İnsan Hakları Komisyonu'nun (A/51/496/add.18 November 1996) raporunda tescil edilmiştir.
Türkmenleri göç ettirmek ve yerlerine Arapları yerleştirme politikası çok eski bir politikadır ve Irak yönetimi tarafından yaklaşık yirmi seneden beri yürütülmektedir. Türkmenleri hedef alan uygulamaların başlıcalarını sıralandığında şunlar dikkati çeker:
- Türkmen liderleri idamlar, suikastlar ile bilinçli şekilde yok edilmeye çalışılmıştır.
- Türkmenler, Kuzey ırak'tan Bağdat ve Güney Irak'a göçe zorlanmışlardır.
- Türkmen aydınlar baskı altında tutulmuştur.
- Türkmenlerin kendi dilleri ile eğitim yapmaları yasaklanmıştır.
- Resmi dairelerde bile aralarında ana dilleri ile konuşmaları yasaktır.
- Türkmenlere gayrimenkul alım-satımı yasaklanmıştır.
- Her türlü ticari aracın alım-satımı yasaklanmıştır.
- Mahalle, köy ve şehirlerin Türkçe adları değiştirilmiştir.
- Kerkük başta olmak üzere Türkmenlere ait verimli tarım arazileri yönetim tarafından istila edilerek, yönetime yakın kişilere dağıtılmıştır.
- Türkmen bölgelerinde, camilerde Türkmence vaaz ve hutbe verilmesi yasaklanmıştır. Ehli-beyti anma toplantıları, bütün Türkmen bölgelerinde yasaklandığı gibi, Irak'ın genelinde de yasaklanmıştır.
- Türkmenleri göç ettirerek, yerlerine Arapları yerleştirme politikası, vahşice uygulanmıştır. Göç ettirilen Türkmenlere hiçbir tazminat ödenmediği gibi, gönderildikleri yerlerde kendilerine kalacak yer dahi gösterilmemiştir.
- Ekim 1997'de yeni bir nüfus sayımı yapılmıştır. İktidardaki Baas Partisi ve güvenlik birimleri Türkmenler arasında, "kendilerini Türkmen yazdıranların ellerinden her türlü vatandaşlık hakları alınarak sürgün edilecekleri" şayiasını yaymışlardır. Halk korkutulmuştur. Bu nedenle birçok Türkmen can ve mal güvenliği nedeni ile kendini Arap yazdırmıştır. Yukarıda anlatılan baskıların önemli bir kısmı BM İnsan Hakları Raporlarında yer almıştır.
Saddam rejiminin Amerikan ve İngiliz orduları tarafından devrilmesinden sonra Irak'a demokrasi ve insan haklarının geleceğine inanan Irak Türkmenleri büyük bir hayal kırıklığı yaşamışlardır. Ortaya yeni Saddamcıklar çıkmış, sadece Irak Türkmenlerinin değil, Arap ve Kürtlerin kendilerinden olmayanlarının da her türlü demokratik ve insan hakkı vahşice ihlal edilmiştir ve ihlal edilmeye devam edilmektedir. Ancak bu süreçte Irak Türkmenleri bir halk olarak özellikle hedef seçilmiş ve nerede ise varlıkları ve her türlü demokratik hakları inkâr edilmeye çalışılmıştır.
Yaşananları özetleyebilmek için, bir Türkmen şehri olan Kerkük'te son yıllarda yaşanan bazı olayları hatırlatmakta faydalı olacaktır:
- Kerkük başta olmak üzere, Türkmen şehirlerinde nüfus ve tapu kayıtları yakılmış, ilk olarak bu dairelere saldırılarak Türkmen'lerin hak iddia etmeleri engellenmek istenmiştir.
- Kerkük'e yerleşmek isteyen Kürtlere ciddi maddi destek yapılmakta, doğumunu Kerkük'te yapanlara ayrıca para verilmekte, böylece şehirde Kürt nüfusunun yükseltilmesi amaçlanmaktadır.
- Devlet dairelerinin tamamına yakının Müdürlüklerine Erbil, Süleymaniye, Dohuk gibi şehirlerden getirilen, işle ilgisi ve eğitimi olmayan Kürt Müdürler atanmakta, personelin de benzer şekilde seçimine özen gösterilmektedir. Bu şekilde yapılandırılan Devlet dairelerinde Türkmenlere sürekli güçlük çıkarılmaktadır.
- Kerkük'te bulunan Devlet binalarına "Göçmen" adı verilen Kürtler yerleştirilmekte, bunlara aylık düzenli maddi destek verilerek göç teşvik edilmektedir.
- Türkmenlerin mallarını ele geçirmek ve fidye istemek için, kaçırılmaları sıkça yaşanmaktadır.
- Türkmenlerin iş yerlerine yönelik baskı ve yıldırma politikaları uygulanmakta, zaman zaman şiddete varan, baskı ve yağmalamalarla Türkmenlerin iş yerlerini kapatmaları sağlanmaya çalışılmaktadır.
- Gece yarısından sonra Türkmen'lere ait evlerde aramalar yapılmaktadır. Arama bahanesiyle eve giren kişiler, evdeki bazı kişileri seçip, meçhul yerlere götürüyorlar. Bir çoğundan tekrar haber alınamamaktadır.
- Türkmen gazeteciler tehdit edilmekte, keyfi olarak sık sık gözaltına alınmaktadırlar.
- Türkçe basan matbaalar kapatılmakta veya tahrip edilmektedir.
- Türkmeneli Radyo ve Televizyonu da her fırsatta vurulmaktadır.
2007 Yılı ise bir kader yılı olarak karşımıza çıkmıştır. Anayasa'ya göre, Aralık 2007'de Irak'ta Kerkük'ün Irak'a mı yoksa Kuzey Irak'a mı bağlanacağını belirleyecek olan referandum yapılması öngörülmüştür.. Referandum öncesi Kerkük'e yerleştirilen Kürt göçmenlerden yaklaşık 300 binine seçim kartı dağıtılması, bunlar için ABD'nin Barzani'ye kredi açması; Kerkük'te yapılan etnik temizliğin bir uzantısı ve Kürtlere tesliminin yeni bir aşamasıdır.
Yine Anayasaya göre Kerkük'te bir normalleşme ve sayım yapılamazken, Referandumda, Kerkük'ün kaderinin sadece bu şehirde yaşayanlar tarafından mı yoksa Iraklılar tarafından mı tayin edileceği dahi bilinmezken, referandumun Irak'ın kırılma noktası olduğu nihayet fark edildi. Doğrusu ise bu referandumun hiç yapılmamasıdır. Kürtler hariç bütün tarafların eğilimi de bu yöndedir.
KDP ve KYB için Kerkük her şeyden önemlidir. Çünkü Dünya petrol rezervinin % 4'ünü oluşturan Kerkük petrolleri olmadan bağımsız bir Kürt devletinin yaşayamayacağını biliyorlar. 1970'lerin başında Irak, Barzani'nin babası Molla Barzani'ye özerk bölge önermiş ancak özerk bölgeye Kerkük'ü dahil etmemişti. Bunun üzerine Molla Barzani özerklik teklifini reddederek Irak ile çatışmaya devam etmişti. Kerkük Barzani ve Talabani için uğrunda ölünecek kadar değerlidir.
Bundan dolayı KDP ve KYB'li peşmergeler, Kerkük'e girdikleri ilk günden itibaren şehrin demografik dokusunu arşivlerden başlayarak tahrip etmeye başladılar. Bir Türkmen kenti olan Kerkük'ün Saddam döneminde başlayan etnik tahribatı Barzani ve Talabani tarafından ABD'nin göz yumması ve desteklemesi ile yeni bir aşamaya girdi. Modern tarihte yaşanan en büyük iç göçlerden birisinin sonucunda yüz binlerce Kürt değişik köy, kasaba, şehirlerden ve hatta ülkelerden Kerkük'e getirilerek, Kerkük kentinin etrafında oluşturulan gecekondulara yerleştirilirken, Araplar Kerkük'ten kovulmaya Türkmenler ise baskı altına alınmaya çalışıldı ve alındı da...
Bu koşullarda, Irak'ta usul ve yöntemleriyle çok tartışılacak iki seçim bir referandum yaşandı. Seçimlerde Türkmenler'in aldığı oy miktarı, hayal kırklığı yarattı ve kimseyi mutlu etmedi. ITC' nin bundan alacağı dersler vardı. Ancak ITC'nin yeni bir arayışa girecek veya maceraya sürüklenecek lüksü yoktu. Bu aşamada, Türkmenler üzerinde oynanan oyunları görmezden gelerek, ITC'yi başarısız göstermek isteyenler, Türkmenlere bir kez daha en büyük haksızlığı yaptılar. Bu sonuçlar, ne yazık ki Türkiye'de bazı çevrelerde Türkmenleri başarısız göstermek şeklinde tezahür etti.
Oysa bu seçimlerin sonuçlarında, kimsenin günahı yoktur. Sanki Irak'ta demokrasi varmış, örgütlenme serbestmiş, sanki her şey güllük gülistanlıkmış gibi, alınan sonucun faturasını da bize çıkarmaya kalkanlar, önce bizim için ne yaptıklarını sorgulamalıdır. Biz Irak'ta demokrasiyle yeni tanışıyor, kendi kendilerini yönetmenin erdemlerini yeni yeni kavrıyoruz. Biz bunun bilincindeyiz ama birçokları yıllarca çektiğimiz çilenin ve zulmün farkında değil. Bunların çoğunun Irak'ta da yaşamadıkları da bir gerçek.
Bizi üzen, bugüne kadar hangi coğrafyada ve hangi koşullarda yaşadığımızın çok çabuk unutulmasıdır. Bizi önce Saddam yok saymıştır, şimdi de Amerika. Oysa biz, diktatör Saddam Rejimi'ne son veren bu işgalin, ülkeye barış, hürriyet ve adalet getireceğini, Türkmenlere de 80 yıldır gasp edilmiş hak ve hukuklarını geri kazandıracağını umuyorduk. Ne yazık ki 80 yıllık baskı ve zulüm rejimlerinden kurtulduk diye sevinemedik. ABD işgaliyle bölgemizde yeni huzursuzluklar baş gösterdi. İnsanımıza yeni haksızlıklar yapılmaya başlandı. Saddam sonrası Irak'ta en mağdur grup yine Türkmenler oldu.
İşgal sonrasında da Türkmenlere karşı ilk hasmane tutum 2004 yılında çıkarılan, adına "Geçici Anayasa'da" denen Irak İdari Yasası'na Türkmenlerin dahil edilmeyişiyle görülmüştür. Geçmişi aratmayacak bu yeni dönemde de, Türkmenler sürekli dışlanmış Türkmenlerle ilgili kararlar, Türkmenlerin meşru temsilcisi ITC'ye danışılmadan alınmıştır.
Türkmenlere yapılan haksızlıklar saymakla bitmez. Evlere şenlik iki seçim bir referandum yaşadık. Akla hayale gelmeyen entrikalarla karşılaştık. Sonucu belli bu seçimlerdeki ihlalleri gruplandırdık ve belgeledik. Kimi kime şikâyet edeceğiz? Seçimde yaşanan olumsuzlukları sıralamak icap ederse;
1- Seçim silahların gölgesinde yapılmıştır. Peşmergeler, sandık başlarında baskı oluşturmuşlardır.
2- Yaygın seçim ihlalleri yapılmıştır. Irak Türkmen Cephesi tespit ettiği dört bin seçim ihlalini Bağdat'ta seçim yüksek komisyonuna şikâyet etmiştir. Türkmen yerleşim yerlerine seçim sandığı götürülmemiştir. Ya da 300 bin insanın yaşadığı bir kente dört seçim sandığı ve birkaç bin oy pusulası götürülmüştür. Özetle yüz binlerce Türkmen seçmen her kesin önünde oy kullanmaktan men edilmiştir. Sonra da birileri kalkıp, "Irak Türkmen Cephesi seçimlerde gereken oyu alamadı" diyerek bizi eleştirmeye kalkmıştır.
3- Türkmenlerin bir kısmı oy vermek için bu koşulları protesto etmek için sandığa gitmemiştir.
4- ITC'nin de siyasi tecrübesizlik vardır ve seçmen eğitimi ve propaganda vb konularda yeterince organize olunamamıştır.
Tüm bunlara rağmen seçimlerde, ITC tescil edilmiş ve Türkmenlerin tek temsilcisi olduğunu kanıtlamıştır. Seçimlere katılma kararımız ne kadar vatandaşlık görevimizse, referandumdaki "hayır" kararımız da o kadar demokratçadır. İlk siyasi mücadeleyi seçimlerde, ikinci siyasi mücadeleyi ise referandumda verdik. Seçimlerde, demokratik parlamenter rejimde söz sahibi olmak istediğimiz kadar, referandumda da Irak'ı bölecek ve Türkmen'i yok sayacak bir yasaya karşı çıktık.
Anayasa iyice tahlil edildiğinde görülecektir ki; Türkmenlerin haklarına kısaca değinilmiş olmakla beraber, bu hakların uygulanması bir takım belirsiz şartlara bağlanmış ve hakim güçlerin inisiyatifine bırakılmıştır. Bu Anayasa'da, Türkmen adı yasak savar gibi beş yerde geçmektedir. Türkmenlere söz hakkı ve savunma hakkı yoktur. Açıkça zikredilmemekle beraber "azınlık" olarak görülmektedir.
Oysa Türkmenlerin umudumu bu Anayasa idi. Türkmenlerin tek beklentisi; en temel yaşam haklarını garantiye almak ve eşitliği sağlamaktı. Bu mümkün olmadı. Anayasa tadil komisyonu da bir türlü işin içinden çıkamadı. Biz yine de yeni bir Anayasa'nın hazırlanacağını ve Türkmenlerin de bun Anayasa'da hak ettiği yeri alacağını umuyoruz.
Irak'ın yeniden yapılanma sürecinde, Türkmenlerin ülke yönetimine adil bir şekilde katılımının sağlanması, Türkiye başta olmak üzere uluslararası toplumun sorumluluğundadır. Ancak bugüne kadar Türkmenlere, ne bölgesel ne de uluslararası bir destek verilmemiştir. Bu nedenle Türkmenlere, Irak'ı bölecek, Türkmen milli varlığını bitirecek bu Anayasa'ya "hayır" demekten başka seçenek bırakılmamıştır.
Türkmenler, Irak vatandaşlığımızın bir gereği ve sonucu olarak Anayasa'da "hayır" demişlerdir. Çünkü tarih boyunca ayrı bir devlet kurmak için bir isyanımızda olmamıştır. Bu bizi Irak'ta üstün kılan en büyük özelliğimizdir.
Bu Anayasa'da, ABD işgali kadar hayal kırıklığıdır bizim için... Çünkü ABD, bu Anayasa ile kendisi gibi demokrasiyle yönetilen bir ülke yaratmadı. Irak'a şeriat ekseninde, feodal bir yapıyı layık gördü. Ülkeyi, fiilen üçe bölecek altyapıyı hazırladı. Bu arada bütün Sünnilerin Saddam yanlısı, Türkmenlerin de Türkiye yanlısı olduğu vehmine kapılarak onları adeta cezalandırdı. Hala da cezalandırmaya devam ediyor.
Dikkat ederseniz ABD, son zamanlarda uluslararası arenada müdahale ettiği ülkelerde kurmak istediği düzeni Irak'ta da uyguluyor. Nedir bu düzen? Etnik ve dini temele dayalı yönetimler yaratmak. Bu sistemin bölge barışına hizmet etmeyeceğini, anarşi yaratacağını hep birlikte yaşayıp göreceğiz. Irak'ta artık Iraklı yok. Irak'ta belirleyici kimlik; Kürt, Şii ve Sünnilik oldu. Anayasa bile Kürt ve Şii ittifakının eseri. İşte bu nedenle Anayasa ayrılıkçılığın ve bölünmüşlüğün belgesidir... Özellikle Peşmergeye federe bir devlet kurma imtiyazı sağlamıştır.
Aslında bu anayasa reddedildi. Çünkü 3 vilayetin (Musul-Elambar-Selahattin) toplamında 2/3 çoğunlukla reddedildi. Anayasanın kabul için yeni bir formül bulundu ve her ilde 2/3 çoğunluğun reddi söz konusu denilerek Anayasa kurtarıldı. Türkmenler, bu anayasa ile eninde sonunda, Türkmeneli yöresinden söz edilemeyeceği kaygısını taşımaktadır.
Irak'ta, bir siyasi partiler yasası yoktur. Parti kurmak çok kolaydır. Milletvekili olmakta çok caziptir. Bu belki de uzun yıllar baskı altında kalmış toplumların özlemi olabilir. Talebin çok olmasından, halkın bütün kesimlerinin veya görüşlerinin parlamentoya yansıyabileceği gibi bir mana çıkarılabilir. Bu kadar çok parti ve oluşumun seçimlerine katılmasına izin verilmesi, aslında parçala-böl-yönet taktiğinin tezahürüdür. Çok parçalı bir yapının siyasi istikrarı sağlayamayacağı, aksine bozacağı ve hatta kilitleyeceği de söylenebilir. Nitekim durum aynen budur. Nitekim küçük ve hatta tabela partilerine kayan oylar, heder olup gitmiştir. Bu seçimde de biraz organize olmuş gruplar ise oy oranlarının çok üzerinde bir varlık göstererek ülke yönetiminde söz sahibi olmuşlardır. Bu en son 30 Ocak seçimlerinde de görülmüştür. % 17 nüfusa sahip Kürtler parlamentoda % 38 ile temsil edilmektedir...
Bazı gerçekleri görmek tarihçi olmak gerekmez. Yakın tarihe bakmak yeterlidir. 31 Ocak 2005 seçimlerine 111 parti, 15 Aralık seçimlerine 287 parti katılmıştır. Bunların arasında onlarca Kürt, Şii ve Sünni partileri vardır.
23 Milyonluk bir ülkede, bundan daha büyük dağınıklık olabilir mi? Son seçimlere tek başlarına seçime giren çok az parti vardır ki ITC bunlardan biridir. ITC, ilk seçimden sonra kurultay yapan tek siyasi oluşumdur. Seçime yeni bir liderle gidecek kadar da demokrattır.
Hatırlayacaksınız, ilk seçime, Irak Türkmenleri Cephesi olarak, bir nevi Türkmen partileri ile koalisyon yaparak girmiştik. 4. Türkmen Kurultayı'nda bu partiler zaten Cephe'nin çatısı altında birleşmişlerdi. Dolayısıyla Cephe ilk kez ve tek başına seçimlere katılarak siyasallaşma sürecini de başlatmıştır.
Son seçime ise; Erbil, Kerkük, Selahattin, Diyala, Bağdat, Vasıt ve Babil'de tek başımıza, sadece Musul'da koalisyon yaparak katıldık. İki seçimde de arzu ettiğimiz sonucu alamadık, Oylarımızı yükseltemedik. Ama mevcudu koruduk. Çünkü biliyorsunuz, Türkmenlerin çoğunlukta olduğu bölgelerde, özellikle de Kerkük'te nüfus yapıları çok ciddi şekilde bozuldu ve dengeler aleyhimize döndü. İşimiz bundan sonra daha da zor. Ama organize olmaya çalışıyoruz.
Bizimle çok uğraşıyorlar. Seçim hileleri yetmiyormuş gibi, KDP yanlısı 8 ve KYB yanlısı 3 olmak üzere, toplam 11 tabela sözde Türkmen partisi kurdurdular. Bu tabela partiler, Irak Türkmenlerinin tek meşru temsilcisi Irak Türkmen Cephesi'ni kendilerine rakip gibi görmeye başladılar.
Türkmenlerin içinde bulundukları durumunu anlayabilmek için Lozan'a kadar uzanmak ve 80 yıllık geçmişi iyi tahlil etmek, ITC'yi takdir edebilmek için de kurulduğu zamanı ve zemini çok iyi değerlendirmek gerekir. Irak'ta yaşamak, Irak'ta Türkmen olmak ve Türklüğü korumak hiçte kolay olmamıştır. Türkmenler, kimliklerinin yok edilmesi ve ülkedeki varlıklarının sona erdirilmesi amacıyla, sürekli insanlık dışı uygulamalara ve asimilasyona maruz bırakılmışlardır. Bu uğurda verilen şehitlerin kanı ise daha kurumamıştır.
Türkmenlerin milli ve manevi değerleriyle oynanmıştır. Saddam rejimi döneminde Araplaştırma politikalarına maruz kalan Türkmenler, can ve mal güvenlikleri nedeniyle Arap kimliği lehine kendi etnik kimliklerini bırakmaya zorlanmışlardır. Bugün ise Kürtler, Türkmenlerin yaşadıkları şehirlerin demografik yapılarını bozarak, Türkmenleri azınlık durumuna düşürmek için uğraş vermektedir.
Irak'ta; Kürtleri, Araplara karşı kullanmak, Araplar arasında mezhep bazında birbirine düşürmek, Türkmenlerin de bir gün Türkiye ile birleşebileceği düşüncesiyle, yavaş yavaş eritmeye çalışmak ezeli bir politikadır. Sürekli, Irak'ın dirliği ve birliğinden yana olan Türkmenler, artık bir bedel ödemek istememektedir. Türkmenlerin artık tek dileği, demokratik, özgür ve güvenli bir Irak'ta yaşamaktır. Irak'taki Türkmen gerçeğinin artık sadece Irak değil tüm dünya tarafından fark edilmesinin zamanı gelmiştir.
Türkmenler, Irak'ta iyi eğitimli bir nüfus olarak, değerli bir insan kaynağıdır. Türkmenlerin demokratik ve milli bilinçleri yerindedir ve çok gelişmiştir. Buna karşın, dikta rejimi altında örgütlenmelerini tamamlayamamış ve hemen organize olamamışlardır. Demokrasiyle 2003'te karşılaşmışlar, ilk siyasi deneyimlerini de 2005'te yaşamışlardır. İki seçim bir referandumu bir yıl içinde görmüşlerdir. Her türlü ihlale rağmen seçim sonuçları Irak'ta hala kemikleşmiş bir Türkmen varlığını göstermektedir. Sonuçlarından memnun olmasak ta, iki seçimde de Türkmenlerin tek meşru ve siyasi temsilcisinin ITC olduğu tescillenmiştir.
İşgalciler de Türkmenlere karşı hasmane tutum sergilemektedir. ABD'nin Irak politikasında bugüne kadar Türkmenlerin adı yoktur. Savaş öncesinde Irak' ın geleceğine dair senaryolar yazılırken; Sünni ve Şii Araplar ile Kürtler dikkate alındığı halde, Türkmenlerin adı bile anılmamıştır. Durum savaş sonrasında da değişmemiştir.
İnancımız odur ki, Türkiye'nin savaşa katılmaması veya ABD'nin işgaline yardımcı olmamasının faturası, Türkmenlere kesilmiştir. Bu nedenle, Türkmenlerin yaşadığı bölgelerin siyasi ve demografik yapıları değiştirilmesine ABD sesini çıkarmamaktadır.
İşgal sonrası Irak'ta hata üstüne hata yapılmıştır. Bunları da üç başlık halinde toplamak mümkündür:
1- Türkmenler; Araplar ve Kürtlerin yanında üçüncü asli unsur olarak kabul edilmemiş, Asuriler, Keldaniler gibi idari ve kültürel bir azınlık gibi görülmüşlerdir.
2- Irak' ta hep Arapça ve Kürtçe resmi dil olarak kabul edilmiştir. Oysa Irak' ta çoğunluk Arap'tır. O halde Arapça resmi dil olarak kalmalıdır. Tek dil uygulamasından vazgeçilecekse o zaman Kürtçe'nin yanında Türkçe de Irak' ın resmi dilleri arasında yer almalıdır.
3- Irak resmen Kürt ve Arap federe devletlerinin oluşturduğu federasyonuna ayrılmıştır. Türkmen ağırlıklı yöreler de, Kürt federasyonuna terk edilmiştir. Kerkük' ün Kürt bölgesinin başkenti yapma çabaları ise sürmektedir.
Bir kez daha önemle ve özellikle vurgulamak isteriz ki Kerkük, Irak'ta mihenk taşıdır. Bugün Türkmenlerle Kürtler arasında bir ihtilaf konusu gibi görünmekle beraber, olası bir referandum aslında Kürtlerle Arapları karşı karşıya getirecek ve Irak için yeni bir huzursuzluk kaynağı olacaktır. Bu kez Kürtler karşılarında Türkmenler gibi mazlum bir halkı değil, Irak'ın ana insan potansiyeli olan Arapları bulacaktır.
Biz kardeşin kardeşe düşürülmesini arzu etmeyiz. Biz bu topraklarda, 1000 yıldır kardeş kardeş yaşadık... Bundan sonra da yaşarız... Yeter ki sağduyuyu ve hoşgörüyü elden bırakmayalım. İddia edebilirim ki Irak'ın millet bütünlüğü Türkmenler, toprak bütünlüğünü ise Irak Türkmen Cephesi sağlayacaktır.
Bazı çevrelerin, ITC'den bahsederken kullandıkları "Türkiye'de belli bir merkezin desteklediği örgüt" ifadesi, Cepheye yapılmış en büyük haksızlıktır. Böyle düşünenler bilmelidirler ki; Türkiye Irak'taki tüm siyasi gruplara eşit mesafededir. Irak'taki tüm grupların Türkiye'de temsilcilikleri vardır ve siyasi faaliyetlerine de izin verilmektedir.. Bunların arasında Türkiye'ye en yakın olan grubun Türkmenler olmasından, Türkiye'nin Türkmenleri, ITC çatısı altında tanıması ve muhatap almasından rahatsızlık duyulmasını anlamak mümkün değildir.
Cephenin de eksikleri ve yanlışları olabilir. Bunun telafisi de mümkündür. Bu aşamada, Türkmenler ve ITC hakkındaki en küçük bir zafiyete tahammülümüz yoktur. Bu nedenle eleştiriler, yalnız Irak'ta değil, bölgede ve dünyada elimizi zayıflatacak nitelikte olmamalıdır.
Süper güçlerin üzerinde at oynattığı Mezopotamya'da, yerel, bölgesel, ulusal ve uluslar arası destek görmeyen tek grup olan Türkmenlerin, sadece Türkiye tarafından desteklenmesini, yadırgamak ve belli bir merkeze bağlamak, insafsızlık olur. Ölümün kol gezdiği, insan hak ve özgürlüklerinin, silah ve şiddetten geçtiği bu coğrafyada, sade bir vatandaş olarak yaşamak bile lüks iken Türkmenleri, her ne sebeple olursa olsun rahatsız ve rencide etmek, kasten yapılmıyorsa, gaflettir, delalettir ve hatta ihanettir....
Irak'ta yakın gelecekte hala bir Türkmen toplumundan söz edilecekse, bize yalnız olmadığımız daha çok hissettirilmeli ve daha yapıcı olunmalıdır. Bunu hiç kimseden değil ama soydaşımız Türkiye'den beklemek en doğal hakkımızdır.
Biz Türkmenler, bugün gelinen noktadan çok mutlu olmasak dahi müsterihiz. Çünkü, sadece bizi değil, Irak'ı ve bölgeyi bekleyen tehlikeleri her fırsatta dile getirdik. Bunu da tarihi bir görev saydık... Bu yazdıklarımızdan ve söylediklerimizden hiç kimse ve hiçbir ülke alınmadıysa, yapabileceğimiz bir şey kalmamıştır.
Herkes şunu çok iyi bilmelidir ki, Irak'ın, bir an önce istikrara kavuşmasını, Irak' ta yaşanan insanlık trajedisi sona erdirilmesini, Irak'ın toprak bütünlüğü sağlanması en çok arzu eden yine Türkmenlerdir. Türkmenler, Irak'ın dirliği ve birliği için, etnik ve mezhep ayrılıkları bir tarafa bırakılarak, "Irak" üst kimliğinde birleşilmesini, hala ülkenin tek kurtuluşu olarak görmektedir.
Türkmen halkı olarak çok çileler çektik, çok ağır bedeller ödedik. Gerekirse yeni bedeller ödemeye hazırız. Ancak, Irak'taki Türkmen varlığını silmeye, yok etmeye kimsenin gücü yetmeyecektir. Allah'a bir can borcumuz var, hiçbir Türkmen günü geldiğinde bu borcu ödemekten de geri kalmayacaktır.
Kerkuk.net
| < Önceki | Sonraki > |
|---|





