
ABD’nin yeni Başkanı Barack Obama, seçim kampanyasında söz verdiği üzere, Irak’tan en kısa zamanda “sorumlu” şekilde çekileceğini geçtiğimiz ayın sonunda Kuzey Karolina’daki Lejon Kampı’nda yaptığı açıklamayla kamuoyuna duyurdu. Seçim süresi boyunca 16 ayda Irak’tan tamamen çekilmeyi vaat eden Obama açıklamasında, Irak’tan 18 ayda tüm muharebe birliklerini çekeceğini, duruma göre 35-50 bin arasında ABD askerinin de Irak’ta kalabileceği belirtti. Ancak bu durum, Irak’tan bir an önce çekilmeyi talep eden Demokrat senatörler arasında rahatsızlık yarattı. Temsilciler Meclisi Başkanı ve Demokratların önde gelen senatörlerinden Nancy Pelosi, Irak’ta 50 bin ABD askeri kalmasından memnun olmadığını açıklarken, yeni Demokrat yönetimden Senatör Richard J. Durbin hariç hiç kimse, söz verilenden üç ay daha geç gerçekleşecek olan ve önemli sayıda kuvvetin bölgede bırakılmasını öngören yeni Obama planını savunmadı. Çünkü Obama’dan beklenen, 16 ay gibi bir sürede tüm ABD askerlerinin Irak’tan çekilmesiydi. Anlaşılan o ki, Başkan Obama da Irak’tan bu kadar kısa bir sürede tamamen çekilmenin zor olduğunu anlamış gözükmektedir. Obama, Irak’taki ABD’li komutanlarla mütalaa ederek 18 aylık bir çekilme planı ortaya koymuştur. Bu noktada Bush yönetiminin Obama göreve gelmeden hemen önce Irak’taki Amerikan güçlerinin statüsüyle ilgili olarak imzaladığı anlaşmanın yeni yönetimin elini rahatlattığı düşünülmektedir. Zira anlaşmaya göre, ABD’nin Irak’taki askerlerinin en geç 2011’in sonuna kadar tamamen çekilmesi öngörülmektedir. Bu kapsamda, Başkan Obama, Irak’taki tüm ABD askerlerini 16 ay gibi kısa bir sürede çekme riskine girmeyerek, anlaşmanın sağladığı hareket alanını kullanıp, süreci yaymıştır. Ancak anlaşmanın Temmuz 2009’da Irak’ta yapılacak referandumda kabul edilmemesi durumunda Obama’nın stratejide değişiklik yapması ihtimal dahilindedir. Obama’nın Irak stratejisinin üç ayağı vardır. Asıl amaç Irak’taki savaşın sona erdirilmesidir. Birinci ayakta ABD askerlerinin Irak’tan çekilmesi vardır. Amerikan muharip güçlerinin çekilmesinin ardından, Irak’taki tüm mücadelenin Irak güvenlik güçlerine devredilmesi planlanmaktadır. Halen Irak’ta ABD askerlerinin Iraklı güvenlik güçleriyle birlikte operasyon düzenlediği düşünüldüğünde, operasyon yetkisinin tamamen Iraklılara geçeceği söylenebilir. 31 Ağustos 2010 tarihinden itibaren Irak’taki ABD güçlerinin misyonunun temelden değişeceği ifade edilmektedir. Sözkonusu tarihten itibaren de ABD güçlerinin 3 temel görevi olacağı açıklanmıştır. Buna göre, ABD askerleri “sorumlu” çekilme kapsamında, sayıları 600 bini bulan güvenlik güçlerinin eğitimi, bu güçlere gerekli teçhizatın sağlanması ve tavsiyede bulunma görevlerini yürütecektir. Aynı zamanda ABD’li askerlerin, terörizmle mücadele operasyonlarına yön vermek/yönetmek ve ABD’li askeri ve sivil personele koruma desteği sağlamakla da görevlendirilmeleri planlanmaktadır. Ancak bu durumun bazı sakıncalar içerdiğini söylemek yanlış olmayacaktır. ABD açısından bakıldığında, Amerikan askerlerinin çoğu çekildikten sonra, Washington yönetiminin nüfuzunda da azalma yaşanacağı tahmin edilmektedir. Bu noktada Irak’ta terör odaklarının yeniden yükselişe geçmesi durumunda Obama’nın stratejisini değiştirebileceği öne sürülmektedir. Stratejide terörle mücadeleye yön vermek/yönetmek gibi bir görev verilmesi de, Irak güvenlik güçlerinin yetersiz kalması durumunda ABD askerlerinin yeniden Irak’ta mücadele edebileceği izlenimini uyandırmaktadır. Obama’nın Irak stratejisinin ikinci ve üçüncü ayağı ise, Irak’ın iç ve dış siyasetinin güçlendirilmesi, bölgesel anlamda meşruiyetinin sağlanması, bölgesel diyaloğun geliştirilmesi ve Irak’a komşu ülkeler ile proaktif bir temelde problemlerin çözülerek ilişkilerin normalleştirilmesi olarak açıklanmaktadır. Irak merkezi hükümetinin güçlendirilmesinin ve dış baskılara dayanabilecek bir yönetim yapısının oluşturulmasının istendiği düşünülmektedir. Ancak yerel yönetimlerin de destekleneceğinin ifade edilmesi, hem içeride merkezi hükümete denge oluşturma düşüncesini yansıtmakta hem de Irak’ın kuzeyindeki bölgesel yönetime verilen bir mesaj ve merkezi hükümete bir uyarı niteliği taşımaktadır. Bu durum ABD’nin kendilerinden vazgeçtiğini ya da vazgeçeceğini düşünen Kürt grupları rahatlatmaktadır. Diğer taraftan bölgesel inisiyatif geliştirerek, Irak’a komşu ülkelerin Irak’ın içişlerine karışmasının önüne geçebilecek bir mekanizmanın kurulmasının ve bu bağlamda Irak’ın toprak bütünlüğünü ve merkezi hükümetin güçlendirilmesini savunan Türkiye ile Irak siyasetinde etkili olan Suriye ve İran’ın bu mekanizmaya dahil edilmesinin planlandığı değerlendirilmektedir. Böylece komşu ülkelere sorumluluk yükleyerek ve birbirleriyle denge oluşturarak Irak’ın istikrar yakalamasına çalışılacağı öngörülmektedir. Zira ABD, kendi siyasal yapısını Irak’a yansıtarak yeni bir sistem oluşturmaya ve sistemin ABD çıkarlarına hizmet etmesine çalışmıştır. Bu noktada Irak petrolü üzerindeki ABD etkisinin göz ardı edilmemesi gerektiği düşünülmektedir. Aynı zamanda ABD askerlerinin büyük bir bölümünün çekilmesi, Irak’taki iktidarı da zayıflatabilecektir. Siyasi ve askeri anlamda ABD’nin güçlü desteğini arkasına alan Maliki hükümeti, merkezileşme konusunda oldukça yol kat etmiştir. Ancak ABD’nin Irak’tan çekilmesi bunu sekteye uğratabilecek niteliktedir. Türkiye açısından bakıldığında ise 2003’ten bu yana, topraklarından geçmesine izin vermese bile, ABD askerlerinin Irak’taki tüm lojistiğinin Türkiye üzerinden sağlandığı düşünüldüğünde, Türkiye’nin ABD askerlerinin çekilişi sırasında güzergah olarak kullanılmasının talep edilmesi ihtimali oldukça yüksektir. Diğer taraftan Türkiye’nin terör örgütü PKK ile mücadelesinde de bazı aksamaların yaşanabileceği düşünülmektedir. ABD’nin Türkiye’ye sağladığı istihbarat ve diğer desteklerin Irak yönetimi tarafında tam anlamıyla sağlanıp sağlanamayacağı konusunda şüpheler mevcuttur. Ayrıca Kerkük’ün statüsü ve Türkmenlerin durumu da Türkiye açısından önem taşımaktadır.
| < Önceki | Sonraki > |
|---|




