Irak Türkleri, Türkmeneli

Sunday
Feb 05th
Text size
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size

Çıkmaz Sokak: Kerkük

e-Posta Yazdır

Türkmenler, tarih boyunca yaşadıkları bölgenin hâkim unsuru olmuş, yaklaşık 900 yıl boyunca bölgeyi yönetmişlerdir. Irak Devletinin kurulmasıyla anavatan Türkiye’den ayrı kalan; ancak Türkiye’nin bir uzantısı olarak görülen Türkmenler, bu tarihten sonra asimilasyon ve soykırım politikalarına maruz kalmışlardır.

Saddam Hüseyin rejiminin “Araplaştırma” politikası altında ezilen Türkmenler, Saddam Hüseyin’in devrilmesiyle rahat nefes alacaklarını zannederken, Türkiye’nin bölgeye nüfuz edememesi nedeniyle yalnız kalmışlar ve yine ezilen taraf olmuşlardır. Türkiye’yi yanına çekemeyen ABD, Kürtleri kendine müttefik seçmiş, böylece Kürtler de sırtını ABD’ye dayamıştır. Şii Araplar İran’ın desteğini arkalarına almış, Sünni Araplar ise direnişine yandaş bulmakta zorluk çekmemişlerdir. Böylece bölgedeki her grup kendine bir dayanak bulurken, Türkmenler sahipsiz kalmıştır. Öte yandan yıllarca devletine sadık kalan Türkmenler, bölgede milis gücü olmayan tek etnik unsur olarak ve kendilerine yönelik mezalimi bertaraf edememiştir.

Bölgede Amerikan işgaliyle birlikte şiddet artmış ve bu şiddetten en çok zarar gören silahlı bir milis gücü bulunmayan Türkmenler olmuştur. Nüfusunun tamamına yakını Türkmenlerin oluşturduğu Musul’un Telafer ilçesine, direnişçi olduğu bahanesiyle Kürt gruplarca kışkırtılan Amerikan güçleri tarafından iki yıl boyunca operasyonlar düzenlenmiş, Telafer’de yaşayan Türkmenler öldürülmüş, yüzlerce Türkmen tutuklanmış, zorla göç ettirilmiş, göç ettirilen Türkmenlerin yerine Kürt aileler yerleştirilmiş, Irak’ta yaşayan Kürtler ile Türkiye ve Suriye’de yaşayan Kürtler arasında coğrafi bir ilişkinin tesisine çalışılmıştır. Tüm bu olayların yanı sıra, eskiden Telafer’i, sözde Kürdistan haritasına dâhil etmeye cesaret edemeyen Kürtler, şimdi ise sözde Kürdistan’ın sınırları içinde göstermektedirler.

Telafer’den sonra sıra Musul’un diğer bölgelerine gelmiş ve Musul üzerinde oyunlar oynanmaya başlamıştır. KDP Siyasi Büro üyesi Muhammed Molla Kadir, Musul’un Arap ve Kürt bölgeleri şeklinde ikiye bölünmesini istemiş,  “Sincar”, “Somar”, “Telkif", “Hemdaniye”, “Şeyhan” gibi Musul’daki Kürt illerinin Kürt Bölgesine katılması konusunda bir referandum yapılması gerektiğini söylemiştir.[1] Böylece Kürtler, “Sincar”, “Somar”, “Telkif", “Hemdaniye”, “Şeyhan” gibi yerleri Kürt Bölgesine dâhil ederek, Musul’un kuzeyini Kürt Bölgesi olarak tanımlayıp bu bölgeleri kontrol etmeyi, referandumla bu bölgeyi Kürt Bölgesine bağlayarak kendi bölgelerini Suriye sınırına kadar genişletmeyi ve Suriye’deki Kürtlerle birleşmeyi istemektedir. Öte yandan Musul’daki Türkmen nüfus yine dikkate alınmamıştır. Musul’da çok sayıda Türkmen yaşamasına rağmen Türkmenler yok sayılmaya devam edilmektedir. Kürtler her istediklerini elde eder, Türkmenler ve Türkiye bu konuda sessizlik ve tepkisizliğini devam ettirirse, Kürtlerin kazanımları kendilerini bile şaşırtacaktır.

Kerkük ise daha çetrefilli bir hal almış durumdadır. Saddam düştükten sonra Kerkük’e akın eden Kürtler yaklaşık 230 bin kişiyi Kerkük’e yerleştirmişler ve Kerkük’ün demografik yapısını lehlerine değiştirmeye çalışmışlardır. Artık dünya da bunun farkına varmıştır. Kürtler, Saddam Hüseyin dönemindeki göç politikalarını tersine çevirmeye çalıştıklarını iddia etse de, New York’ta bulunan Dış İlişkiler Konseyi’nden Steven Cook, Kerkük’te uygulanan demografik değişimin, önümüzdeki dönemde planlanan referanduma siyasi zemin hazırladığı görüşündedir. Steven Cook "Kürtlerin 2007 yılındaki referandumdan önce kentteki nüfus dengesini kendi lehlerine değiştirme çabaları çok ortada. Bence referandum sonuçları, Kerkük’ün Irak’ın kuzeyindeki Kürt bölgesine bağlanması yönünde çıkacak. Bu da komşu ülkeler için önemli bir kaygı unsuru"[2], diyerek endişelerini dile getirmiştir.

Bütün bunların yanı sıra son zamanlarda yaşananlar, Türkmenleri daha da endişelendirmiştir. 4 Haziran’da Bağdat'ın 100 km kuzeyinde, Kifri ile Hanekin arasında yer alan Karatepe ilçesinde 20 Türkmen öğrencinin katledilmesinden sonra, 13 Haziran’da da Kerkük’ün 4’ü Türkmen bölgesinde olmak üzere meydana gelen 5 ayrı saldırıda, 13 kişi ölmüş, 41 kişi de ağır yaralanmıştır. Saldırılarda hayatını kaybedenlerin ve yaralananların hemen hepsinin Türkmen olmasına rağmen, Irak Meclisi üyesi Kürt politikacı Mahmut Osman son aylarda kentte Kürtlere yönelik saldırıların artış kaydettiğini belirterek, Baasçılardan, Türkmenlere kadar birçok kesimin Kerkük'ün savaş alanına dönüşmesini istediğini vurgulamıştır. Bu son saldırılar ve açıklamalar Türkmenlerin artık Irak’ta açıkça hedef haline geldiğini göstermekte ve Kerkük üzerinde oynanan oyunların şiddete dönüşeceğini de ortaya koymaktadır. Bu olaylarla Türkmen halkı sindirilmeye çalışılmaktadır. Kürtlerin, 2003’teki Irak işgali öncesinde Kerkük’ün idaresinde hiçbir ağırlıkları olmamasına rağmen, işgalden sonra Eğitim Müdürlüğü hariç (sadece bu müdürlük Türkmenlerde) hemen hemen tüm il yönetimi Kürtler tarafından ele geçirilmiştir. Kerkük’te güvenlik de tamamen Kürtlerin elindedir. Kerkük il askeri komutanı, Kerkük il güvenlik müdürü ve Kerkük acil müdahale gücü komutanı Kürt’tür. Kerkük’te ulusal muhafız adı altında yaklaşık 20.000 Kürt peşmerge görev yapmaktadır. Saldırıların ikisinin Türkmen polis müdürlerine yönelik yapılmış olması göz önünde bulundurulduğunda, böylesi bir durumda Türkmenlerin suçlanması dikkat çekicidir. Amerikan işgali sonrasında, Kerkük’te yaşananlara bakıldığında, zaman zaman patlamalar olmasına rağmen, bu tarz olaylar daha önce yaşanmamıştır. Iraklı yetkililer bu konuda hiç açıklama yapmazken, Kürt politikacıların şüpheyi Türkmenler ve Baasçılara yıkacak şekilde art arda açıklamalar yapması, akıllara Hariri Suikastı sonrası Suriye’yi suçlayan açıklamaları çağrıştırmaktadır.

Öte yandan, hükümetin kurulmasıyla birlikte Kerkük konusu Irak gündeminde çok fazla yer almaya başlamıştır. Özellikle Kürt basın yayın organlarında Kerkük’le ilgili çok sayıda haber yer almakta, Kerkük’te yaşayan grupların hemen hepsinin kardeş olduğu vurgulanmaktadır.

Diğer taraftan Irak Anayasası’nın 140. maddesinde, “yürütme organı, Irak Geçici İdare Yasası’nın (GİY) 58. maddesinin tüm fıkralarıyla uygulanmasının tamamlanması için gerekli adımları atar. GİY’in 58. maddesinde yer alan ve Geçiş Hükümeti’nin sorumluluğunda uygulanan hususlar, bu anayasaya uygun olarak seçilecek yürütme organı tarafından tamamı yerine getirilene değin sürdürülür. Bu çalışmalar, normalleştirme, nüfus sayımı ve sakinlerinin iradesini tespit için Kerkük’te ve diğer anlaşmazlık bölgelerinde en geç 31.12.2007 tarihinde referandum düzenlenmesine kadar tamamlanmalıdır”, şeklinde yer alan ifadede belirtildiği gibi yeni kurulan hükümetin bu maddede geçen Kerkük için öngörülen düzenlemeleri yapması gerekmektedir. Bu nedenle Kürt politikacılar Bağdat’a bu yönde baskı yapmaktadır. Süreç işlemeye başladığı takdirde bağımsız bir Kürt devleti için şartlar olgunlaşmaya başlayacaktır. Kürt politikacılar Kerkük olmadan devletlerinin ayakta kalamayacağını çok iyi bilmektedir. Bu strateji, şimdi Kürt Bölgesi Başkanı olan Mesut Barzani’nin babası Molla Mustafa Barzani’nin “Kerkük’te tek bir Kürt kalmasa bile, Kerkük Kürdistan’ın bir parçasıdır”, söylemiyle daha da belirginleşmektedir.

Türkiye ise, Irak’ta Türkmenler, Kürtler ve Arapların bir arada yaşadığı Kerkük’e özel statü verilmesini isterken Washington, bu kentin geleceğinin Iraklılar tarafından belirlenmesinde ısrar etmektedir. ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Adam Ereli “Kerkük’ün statüsü, Iraklıların karar vereceği bir mesele” diyerek, bu sözüyle bu aşamada Amerika’nın konuya müdahale etmeyeceğini dile getirmiştir. Gerektiğinde Türkiye’ye her türlü tavsiyede bulunma yetkisini kendinde gören Amerika’nın, Türkiye’nin bu konudaki taleplerini dikkate almaması, Türk kamuoyunun dikkatinden kaçmamaktadır. Zira Kerkük, Türkiye’nin Misak-ı Milli sınırları içerisinde olan ve çevresinde yaklaşık 3 milyon Türk’ü barındıran bir topraktır. Öte yandan Kerkük, dünya petrol rezervlerinin yaklaşık %7’sini ihtiva etmektedir. Daha da önemlisi Kürtlerin Kerkük’ü ele geçirmesi, bağımsız bir Kürt Devleti için atılan en önemli adımdır. Kürtler, Türkmenlerin yaşadığı bölgeleri de ele geçirerek Türkiye, Suriye ve İran’daki Kürtlerle birleşmek ve büyük Kürdistan hayali peşindedir. Bu ise Kürtlerin yıllar önce Kerkük, Hanekin ve Mendeli’yi de katarak çizdiği Kürdistan haritasının gerçekleşmesi anlamına gelmektedir. Türkiye, kendi bütünlüğünü tehdit edecek böyle bir gelişmeye müsaade etmeyeceğini, bunun için ilgili diğer ülkelerle askeri seçenek de dâhil olmak üzere her türlü tedbire başvuracağını kararlılıkla ortaya koymalıdır. Kerkük konusu Türkiye’nin baştan beri iddia ettiği ve ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Adam Ereli’nin de ifade ettiği gibi Iraklıların karar vereceği bir meseledir. Kerkük’ün geleceği sadece Kerkük’le ve Kerküklülerle sınırlı değildir. Tüm Irak’ı ilgilendiren bu zenginliğin geleceği, uluslar arası hukuk ve teamüllere uygun olarak, Irak’ın tümünde yapılacak bir referandumla karar verilmesi gereken bir durumdur. (Bilgay Duman / Global Strateji Enstitüsü) 27/06/2006

--------------------------------------------------------------------------------

[1] http://www.saafonline.com/haber_detay.php?haber_id=456

[2] http://www.kerkuk.net/tr/index.asp?id=5878&katagori=2&s=detay