Türkmenler, tarih boyunca yaşadıkları bölgenin hâkim unsuru olmuş, yaklaşık 900 yıl boyunca bölgeyi yönetmişlerdir. Irak Devletinin kurulmasıyla anavatan Türkiyeden ayrı kalan; ancak Türkiyenin bir uzantısı olarak görülen Türkmenler, bu tarihten sonra asimilasyon ve soykırım politikalarına maruz kalmışlardır.
Saddam Hüseyin rejiminin Araplaştırma politikası altında ezilen Türkmenler, Saddam Hüseyinin devrilmesiyle rahat nefes alacaklarını zannederken, Türkiyenin bölgeye nüfuz edememesi nedeniyle yalnız kalmışlar ve yine ezilen taraf olmuşlardır. Türkiyeyi yanına çekemeyen ABD, Kürtleri kendine müttefik seçmiş, böylece Kürtler de sırtını ABDye dayamıştır. Şii Araplar İranın desteğini arkalarına almış, Sünni Araplar ise direnişine yandaş bulmakta zorluk çekmemişlerdir. Böylece bölgedeki her grup kendine bir dayanak bulurken, Türkmenler sahipsiz kalmıştır. Öte yandan yıllarca devletine sadık kalan Türkmenler, bölgede milis gücü olmayan tek etnik unsur olarak ve kendilerine yönelik mezalimi bertaraf edememiştir.
Bölgede Amerikan işgaliyle birlikte şiddet artmış ve bu şiddetten en çok zarar gören silahlı bir milis gücü bulunmayan Türkmenler olmuştur. Nüfusunun tamamına yakını Türkmenlerin oluşturduğu Musulun Telafer ilçesine, direnişçi olduğu bahanesiyle Kürt gruplarca kışkırtılan Amerikan güçleri tarafından iki yıl boyunca operasyonlar düzenlenmiş, Telaferde yaşayan Türkmenler öldürülmüş, yüzlerce Türkmen tutuklanmış, zorla göç ettirilmiş, göç ettirilen Türkmenlerin yerine Kürt aileler yerleştirilmiş, Irakta yaşayan Kürtler ile Türkiye ve Suriyede yaşayan Kürtler arasında coğrafi bir ilişkinin tesisine çalışılmıştır. Tüm bu olayların yanı sıra, eskiden Telaferi, sözde Kürdistan haritasına dâhil etmeye cesaret edemeyen Kürtler, şimdi ise sözde Kürdistanın sınırları içinde göstermektedirler.
Telaferden sonra sıra Musulun diğer bölgelerine gelmiş ve Musul üzerinde oyunlar oynanmaya başlamıştır. KDP Siyasi Büro üyesi Muhammed Molla Kadir, Musulun Arap ve Kürt bölgeleri şeklinde ikiye bölünmesini istemiş, Sincar, Somar, Telkif", Hemdaniye, Şeyhan gibi Musuldaki Kürt illerinin Kürt Bölgesine katılması konusunda bir referandum yapılması gerektiğini söylemiştir.[1] Böylece Kürtler, Sincar, Somar, Telkif", Hemdaniye, Şeyhan gibi yerleri Kürt Bölgesine dâhil ederek, Musulun kuzeyini Kürt Bölgesi olarak tanımlayıp bu bölgeleri kontrol etmeyi, referandumla bu bölgeyi Kürt Bölgesine bağlayarak kendi bölgelerini Suriye sınırına kadar genişletmeyi ve Suriyedeki Kürtlerle birleşmeyi istemektedir. Öte yandan Musuldaki Türkmen nüfus yine dikkate alınmamıştır. Musulda çok sayıda Türkmen yaşamasına rağmen Türkmenler yok sayılmaya devam edilmektedir. Kürtler her istediklerini elde eder, Türkmenler ve Türkiye bu konuda sessizlik ve tepkisizliğini devam ettirirse, Kürtlerin kazanımları kendilerini bile şaşırtacaktır.
Kerkük ise daha çetrefilli bir hal almış durumdadır. Saddam düştükten sonra Kerküke akın eden Kürtler yaklaşık 230 bin kişiyi Kerküke yerleştirmişler ve Kerkükün demografik yapısını lehlerine değiştirmeye çalışmışlardır. Artık dünya da bunun farkına varmıştır. Kürtler, Saddam Hüseyin dönemindeki göç politikalarını tersine çevirmeye çalıştıklarını iddia etse de, New Yorkta bulunan Dış İlişkiler Konseyinden Steven Cook, Kerkükte uygulanan demografik değişimin, önümüzdeki dönemde planlanan referanduma siyasi zemin hazırladığı görüşündedir. Steven Cook "Kürtlerin 2007 yılındaki referandumdan önce kentteki nüfus dengesini kendi lehlerine değiştirme çabaları çok ortada. Bence referandum sonuçları, Kerkükün Irakın kuzeyindeki Kürt bölgesine bağlanması yönünde çıkacak. Bu da komşu ülkeler için önemli bir kaygı unsuru"[2], diyerek endişelerini dile getirmiştir.
Bütün bunların yanı sıra son zamanlarda yaşananlar, Türkmenleri daha da endişelendirmiştir. 4 Haziranda Bağdat'ın 100 km kuzeyinde, Kifri ile Hanekin arasında yer alan Karatepe ilçesinde 20 Türkmen öğrencinin katledilmesinden sonra, 13 Haziranda da Kerkükün 4ü Türkmen bölgesinde olmak üzere meydana gelen 5 ayrı saldırıda, 13 kişi ölmüş, 41 kişi de ağır yaralanmıştır. Saldırılarda hayatını kaybedenlerin ve yaralananların hemen hepsinin Türkmen olmasına rağmen, Irak Meclisi üyesi Kürt politikacı Mahmut Osman son aylarda kentte Kürtlere yönelik saldırıların artış kaydettiğini belirterek, Baasçılardan, Türkmenlere kadar birçok kesimin Kerkük'ün savaş alanına dönüşmesini istediğini vurgulamıştır. Bu son saldırılar ve açıklamalar Türkmenlerin artık Irakta açıkça hedef haline geldiğini göstermekte ve Kerkük üzerinde oynanan oyunların şiddete dönüşeceğini de ortaya koymaktadır. Bu olaylarla Türkmen halkı sindirilmeye çalışılmaktadır. Kürtlerin, 2003teki Irak işgali öncesinde Kerkükün idaresinde hiçbir ağırlıkları olmamasına rağmen, işgalden sonra Eğitim Müdürlüğü hariç (sadece bu müdürlük Türkmenlerde) hemen hemen tüm il yönetimi Kürtler tarafından ele geçirilmiştir. Kerkükte güvenlik de tamamen Kürtlerin elindedir. Kerkük il askeri komutanı, Kerkük il güvenlik müdürü ve Kerkük acil müdahale gücü komutanı Kürttür. Kerkükte ulusal muhafız adı altında yaklaşık 20.000 Kürt peşmerge görev yapmaktadır. Saldırıların ikisinin Türkmen polis müdürlerine yönelik yapılmış olması göz önünde bulundurulduğunda, böylesi bir durumda Türkmenlerin suçlanması dikkat çekicidir. Amerikan işgali sonrasında, Kerkükte yaşananlara bakıldığında, zaman zaman patlamalar olmasına rağmen, bu tarz olaylar daha önce yaşanmamıştır. Iraklı yetkililer bu konuda hiç açıklama yapmazken, Kürt politikacıların şüpheyi Türkmenler ve Baasçılara yıkacak şekilde art arda açıklamalar yapması, akıllara Hariri Suikastı sonrası Suriyeyi suçlayan açıklamaları çağrıştırmaktadır.
Öte yandan, hükümetin kurulmasıyla birlikte Kerkük konusu Irak gündeminde çok fazla yer almaya başlamıştır. Özellikle Kürt basın yayın organlarında Kerkükle ilgili çok sayıda haber yer almakta, Kerkükte yaşayan grupların hemen hepsinin kardeş olduğu vurgulanmaktadır.
Diğer taraftan Irak Anayasasının 140. maddesinde, yürütme organı, Irak Geçici İdare Yasasının (GİY) 58. maddesinin tüm fıkralarıyla uygulanmasının tamamlanması için gerekli adımları atar. GİYin 58. maddesinde yer alan ve Geçiş Hükümetinin sorumluluğunda uygulanan hususlar, bu anayasaya uygun olarak seçilecek yürütme organı tarafından tamamı yerine getirilene değin sürdürülür. Bu çalışmalar, normalleştirme, nüfus sayımı ve sakinlerinin iradesini tespit için Kerkükte ve diğer anlaşmazlık bölgelerinde en geç 31.12.2007 tarihinde referandum düzenlenmesine kadar tamamlanmalıdır, şeklinde yer alan ifadede belirtildiği gibi yeni kurulan hükümetin bu maddede geçen Kerkük için öngörülen düzenlemeleri yapması gerekmektedir. Bu nedenle Kürt politikacılar Bağdata bu yönde baskı yapmaktadır. Süreç işlemeye başladığı takdirde bağımsız bir Kürt devleti için şartlar olgunlaşmaya başlayacaktır. Kürt politikacılar Kerkük olmadan devletlerinin ayakta kalamayacağını çok iyi bilmektedir. Bu strateji, şimdi Kürt Bölgesi Başkanı olan Mesut Barzaninin babası Molla Mustafa Barzaninin Kerkükte tek bir Kürt kalmasa bile, Kerkük Kürdistanın bir parçasıdır, söylemiyle daha da belirginleşmektedir.
Türkiye ise, Irakta Türkmenler, Kürtler ve Arapların bir arada yaşadığı Kerküke özel statü verilmesini isterken Washington, bu kentin geleceğinin Iraklılar tarafından belirlenmesinde ısrar etmektedir. ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Adam Ereli Kerkükün statüsü, Iraklıların karar vereceği bir mesele diyerek, bu sözüyle bu aşamada Amerikanın konuya müdahale etmeyeceğini dile getirmiştir. Gerektiğinde Türkiyeye her türlü tavsiyede bulunma yetkisini kendinde gören Amerikanın, Türkiyenin bu konudaki taleplerini dikkate almaması, Türk kamuoyunun dikkatinden kaçmamaktadır. Zira Kerkük, Türkiyenin Misak-ı Milli sınırları içerisinde olan ve çevresinde yaklaşık 3 milyon Türkü barındıran bir topraktır. Öte yandan Kerkük, dünya petrol rezervlerinin yaklaşık %7sini ihtiva etmektedir. Daha da önemlisi Kürtlerin Kerkükü ele geçirmesi, bağımsız bir Kürt Devleti için atılan en önemli adımdır. Kürtler, Türkmenlerin yaşadığı bölgeleri de ele geçirerek Türkiye, Suriye ve İrandaki Kürtlerle birleşmek ve büyük Kürdistan hayali peşindedir. Bu ise Kürtlerin yıllar önce Kerkük, Hanekin ve Mendeliyi de katarak çizdiği Kürdistan haritasının gerçekleşmesi anlamına gelmektedir. Türkiye, kendi bütünlüğünü tehdit edecek böyle bir gelişmeye müsaade etmeyeceğini, bunun için ilgili diğer ülkelerle askeri seçenek de dâhil olmak üzere her türlü tedbire başvuracağını kararlılıkla ortaya koymalıdır. Kerkük konusu Türkiyenin baştan beri iddia ettiği ve ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Adam Erelinin de ifade ettiği gibi Iraklıların karar vereceği bir meseledir. Kerkükün geleceği sadece Kerkükle ve Kerküklülerle sınırlı değildir. Tüm Irakı ilgilendiren bu zenginliğin geleceği, uluslar arası hukuk ve teamüllere uygun olarak, Irakın tümünde yapılacak bir referandumla karar verilmesi gereken bir durumdur. (Bilgay Duman / Global Strateji Enstitüsü) 27/06/2006
--------------------------------------------------------------------------------
[1] http://www.saafonline.com/haber_detay.php?haber_id=456
[2] http://www.kerkuk.net/tr/index.asp?id=5878&katagori=2&s=detay
| < Önceki | Sonraki > |
|---|




