Irak Türkleri, Türkmeneli

Sunday
Feb 05th
Text size
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size

Ulusal Barış ve Diyalog Planı

e-Posta Yazdır

ABD, Irak’ta istikrarı sağlamakta başarılı olamamış, direniş ve şiddet son bulmamış, hatta daha da artmıştır. ABD, direnişi silahlı müdahaleyle bitiremeyince, farklı bir yol deneyerek, direniş örgütleriyle görüşmelere başlamıştır. Bu görüşmelerden de sonuç alamayan ABD, Irak’taki yandaşlarıyla bir plan daha ortaya koymuştur.

ABD’nin 2003’teki işgalinden bu yana Irak’ta bir kaos ortamı yaşanmaktadır. Bu ortamda 2 seçim ve 1 anayasa referandumu yapılarak, istikrar sağlanmaya çalışılmıştır. 15 Aralık 2005 tarihinde yapılan son seçimin ardından yaklaşık dört buçuk ay sonra hükümet kurulmuş ve bakanlıkların dağılımı belli olmuştur. Öte yandan ABD, Irak’ta istikrarı sağlamakta başarılı olamamış, direniş ve şiddet son bulmamış, hatta daha da artmıştır. Teröristlerle hiçbir zaman masaya oturmayacağını sıklıkla vurgulayan ABD, direnişi silahlı müdahaleyle bitiremeyince, farklı bir yol deneyerek, direniş örgütleriyle görüşmelere başlamıştır. Bu görüşmelerden de sonuç alamayan ABD, Irak’taki yandaşlarıyla bir plan daha ortaya koymuştur. Bu da resmi adıyla; “Ulusal Barış ve Diyalog Planı”dır.

Bu plan incelendiğinde, ilk bakışta tarafları memnun edeceği sanılan ifadeler göze çarpsa da ayrıntılarda önemli noktalar yer almaktadır. Planın giriş cümlelerinde güdülen amaçlara yer verilmiştir; ulusal birlik temellerini pekiştirmek, Irak’ın değişik kesimleri arasında sevgi ve uyumu yaymak, terör, idari yolsuzluklar ve diğer faktörlerin bozduğu karşılıklı güven ortamını onarmak, mezhep, etnisite ve siyasi partizanlık üzerine ayrım yapmayan, tüm Iraklıları hak ve görevlerinde eşit gören samimi vatandaşlık ruhunu yaymak, devletin egemenliğini ve iradesini eksiksiz geri almak, halkın refahını tesis etmek, ülkemizin yeniden imarı için gerekenleri yerine getirme ve zorluklara göğüs gerebilmek için geniş katılımlı bir ulusal cephe kurmak amaçlanmıştır. Planın bu bölümü, Irak’taki durumu çok net bir şekilde ifade etmektedir. Mezhep, etnisite ve siyasi partizanlık üzerine ayrım yapmayan, tüm Iraklıları hak ve görevlerinde eşit gören bir millet oluşturulmaya çalışılacağı belirtilerek, mezhebi ve etnik gruplar arasında ayrım yapıldığı açıkça kabullenilmiş ve bunun aşılmaya çalışılacağı ifade edilmiştir. Gerçekten de bu ayrım Irak’ta çok net bir şekilde gözlemlenmektedir. Örneğin, 15 Aralık 2005 seçimlerinde açıkça ayrımcılık yapılmış, sadece 18.000 oy alabilen Yezidilere 1 sandalye verilirken, 88.000 oy alan ve daha fazla sandalyeye sahip olması gereken Türkmenler ancak 1 sandalye elde edebilmiştir.  Öte yandan Plan’ın amaçları sıralanırken, “devletin egemenliğini ve iradesini eksiksiz geri almak” ifadesine yer verilmiş, Irak’taki egemen gücün Irak halkı olmadığı, egemenliğin ve devlet iradesinin başka güçler tarafından kullanıldığı ortaya konmuştur. Bu durum Irak için bir realitedir. Irak’taki etnik ve dini grupların her biri bölgesel veya küresel bir güç tarafından desteklenmektedir. İran’ın Şii Araplara, ABD’nin de Kürtlere destek verdiği tüm dünyanın bildiği bir durumdur ve burada en çok zarar gören grup Türkmenler olmuştur. Bölgesel bir güç olan Türkiye, Irak’taki Türkmenlere destek veriyor görünse de, Irak’ta üçüncü etnik unsur ve yaklaşık 3 milyon nüfusa sahip Türkmenlerin, nüfusları oranında haklar elde etmesi için gerekenleri yapmamış, gücüyle orantılı bir destek verememiş, bir parçası olan Türkmenleri daima ihmal etmiştir. Diğer gruplar ise gördükleri destek sayesinde istediklerini kolayca elde etmişlerdir.   

Bunlara ek olarak “zorluklara göğüs gerebilmek için geniş katılımlı bir ulusal cephe kurmak” ifadesiyle; Irak hükümeti kurulmadan önce, hem ABD hem de işbirlikçi siyasetçiler tarafından sıklıkla dile getirilen, Irak’ta yaşayan her unsurun katılımının sağlandığı ulusal birlik hükümetinin halen kurulamadığı itiraf edilmektedir.  

“Ulusal Barış ve Diyalog Planı”nın birinci bölümünde, oluşturulması düşünülen mekanizmalar belirtilmiş ve bu doğrultuda, “Barış ve Ulusal Diyalog Heyeti ile bu heyete bağlı olacak il teşkilatları ve saha ekiplerinin kurulması, toplumun değişik kesimleri için konferanslar düzenlenmesi hedeflenmiştir.

Plan’ın ikinci bölümünde ise ilkeler ve uygulanması gereken politikalar dile getirilmiştir. 24 maddeden oluşan bu bölümde; genel af, Baasçılarla ve siyasi sürece katılmak isteyen tüm gruplarla diyalog başlatılması, Amerikan askerleri tarafından öldürülenlerin ailelerine tazminat ödenmesi, Irak birliklerinin ülke çapında güvenliği ele alması için bir takvim belirlenmesi gibi Irak’taki ortamı yumuşatacak ve şiddetin önüne geçmeyi sağlayacak tedbirler ön plana çıkmaktadır. Plan’ın bu bölümü detaylı bir şekilde incelendiğinde Planı hazırlayanların çıkarlarını koruyacak ifadelerin yer aldığı görülmektedir. Irak’taki siyasi süreçte mağdur olan gruplar pastanın kırıntılarını toplarken, planı hazırlayanlar ise her zaman olduğu gibi en büyük parçayı kapmaktadır. Planın 13. ve 14. maddelerinde çok uluslu gücün çekilmesi amacıyla, Irak’ın güvenliğini sağlayacak silahlı kuvvetlerin inşası için ciddiyet ve aciliyet çerçevesinde çalışılmasıyla uluslar arası güç Irak’tan çekilene kadar bu kuvvetin oluşturulması hedeflenmiştir. 19. maddede ise; Silahlı Kuvvetlerin rekabet içerisindeki siyasi güçlere bağlı olmaması ve siyasete karışmasının önlenmesi, yasa dışı milis ve silahlı grupların lağvedilmesi ve sorunun siyasi, ekonomik ve güvenlik açılarından çözümlenmesi öngörülmektedir. Bu maddeler, Kürt Bölgesi Başkanı Mesut Barzani’nin istekleriyle örtüşmektedir. Barzani, Plan açıklanmadan yaklaşık bir hafta önce “düzenli bir Kürt ordusu” istediklerini vurgulamış ve bunun için çalışacaklarını ifade etmiştir. Plan’ın açıklanmasına yakın bir tarihte Kürtler tarafından böyle bir çıkış yapılması, bu Plan’a da Kürtlerin isteklerini yansıttıklarını akıllara getirmektedir. Diğer taraftan Plan’ın açıklanmasından birkaç gün sonra Musul’un sol yakası* (doğusu) ABD güçleri tarafından Irak ulusal güçlerine devredilmiştir. Bilindiği gibi Irak’ın kuzeyindeki ulusal güçlerin %90’ını Kürt gruplar oluşturmaktadır. Başka bir deyişle Musul’un sol yakası Kürtlerin denetimine bırakılarak, bir yerde bu bölgenin Kürtleştirilmesinin önü açılmış olmaktadır.

15. maddede ise eski rejim mağdurlarına destek veren kararların hayata geçirilmesi istenmiş, mağduriyetlerinin tazmin edileceği ifade edilmiştir. Bu bağlamda Plan açıklandıktan hemen sonra, Irak Yüksek Ceza Mahkemesi’nden yapılan açıklamada, Saddam Hüseyin ile 6 eski yetkilinin 21 Ağustos’ta Anfal operasyonu kapsamında Kürt katliamından yargılanacağı belirtilmiş ve Irak’taki Kürtlerin çoğunun kitleler halinde göçüne neden olan Anfal operasyonunda 3 binden fazla köyde yüz binden fazla insanın öldüğü iddia edilerek, Kürtlerin mağdur oldukları belirtilmiştir. Her ne kadar Kürtlere yönelik bir katliamdan söz edilse de, eski rejimler tarafından en az Kürtler kadar şiddete maruz kalan, baskı uygulanan, soykırıma uğrayan, göç ettirilen ve mağdur edilen Türkmenler olmuştur. Eski rejimler ve Kürtler tarafından sistematik olarak birçok kez soykırıma uğrayan, liderleri asılan (Kerkük Katliamı, 1980’de Türkmen liderlerin asılması ve 1991 Altınköprü Katliamı bunlardan sadece birkaçı) baskı ve şiddete maruz kalan, Türkmenlerin mağduriyetini gidermek adına hiçbir girişimden söz edilmemektedir. İkinci bölümün 5. maddesinde yer alan genel af yasasıyla, terör, savaş ve insanlığa karşı suçları işlememiş tutuklulara af çıkarılması öngörülmektedir. Bu madde Kürtler ve ABD tarafından tutuklanmış, Erbil, Duhok ve Süleymaniye şehirlerindeki yüzlerce Türkmen mahkûmun da serbest bırakılmasını gerektirmektedir. Ancak, Irak için adalet sözü verilse de Türkmen mahkûmların adı hiç anılmamaktadır. Bu Plan da öncekiler gibi Türkmenlere bir fayda sağlamayacaktır.

Plan’ın 23. maddesi ise göç ettirilenlerin bölgelerine geri dönmeleri için çalışılmasını öngörmektedir. Bu konuda Kürt yetkililer Saddam döneminde Kerkük’ten yüz binlerce Kürt’ün zorla göç ettirildiğini iddia etmekte (ki bu nedenle Saddam’ın Anfal Davası başlayacak) ve yaklaşık 7 bin Arap ailenin tazminatlarının ödenerek eski yaşadıkları bölgelere gönderilmesini talep etmektedir. Böylece, Anayasa’nın 140. maddesinde de geçen, Kerkük’te 2007 yılı sonunda yapılması planlanan referandum için uygun demografik yapı oluşturulmakta, Kürt nüfus artarken, Kerkük’te yaşayan diğer etnik unsurların nüfusu azaltılmaktadır. Geri dönen Kürtler için, Kürt Bölgesinin imarı çerçevesinde, Plan’ın 21. maddesiyle Irak’ın zarar görmüş bölgelerinde geniş kapsamlı bir imar kampanyasının başlatılması öngörülmektedir. Öte yandan Kerkük’te son günlerde Türkmenlere yönelik şiddet eylemlerinde meydana gelen artışla, Türkmenler baskı altına alınmaya ve sindirilmeye çalışılmaktadır. Kerkük’te yaşanan şiddet olaylarının hepsi Türkmenlere yönelik olmasına rağmen, Kürt politikacılar Türkmenleri suçlamakta ve hedef göstermektedir. Bu tarz sinsi politikalarla Kürtler, Kerkük’te yaşayan diğer etnik unsurları susturmayı ve Kerkük’ü sözde devletlerinin bir parçası haline getirmeyi amaçlamaktadır. Bu noktada Molla Mustafa Barzani’nin “Kerkük’te tek bir Kürt kalmasa bile, Kerkük Kürdistan’ın bir parçasıdır”, sözü anlam kazanmaktadır. Bu tarz planlar ve dış güçlerin yardımıyla bir Kürt devleti kurulmaya çalışılsa da, hiç kimse vazgeçilmez olmadığının farkına varmalıdır. Bu nedenle Kürtler tarihi ve bölge gerçeklerini göz önünde bulundurarak hareket etmesinde, Türk Dünyası’nın ortasında suni bir şekilde yaratılacak 10-15 milyonluk bir Kürt devletinin, kendisini çevreleyen 250 milyonluk Türk Dünyası ile bir o kadar da Arap’ı da dikkate alarak hesap yapmasında büyük fayda görülmektedir. (Global Strateji)

* Musul haritasına bakıldığında Dicle Nehrinin doğusu “Sol Yaka” olarak adlandırılmaktadır.