Ardından Kerkük'de bu yasayı protesto etmek isteyen Barzani ve Talabani yanlıları ile onlarla birlikte hareket eden PKK'lılar, yürüyüş sırasında meydana gelen bir canlı bomba eylemini bahane ederek Türkmen Cephesi ve Türkmeneli televizyon binalarına silahlı saldırıda bulunmuşlardı. Canlı bomba eylemi bir tür El Kaide saldırısı ise bu gruplar neden Türkmenlere saldırmışlardı? Veya Kerkük'te Kürt olmayan grupları hedef almışlarsa, neden aynı bölgede bulunan Arap partilerinin binalarına hiç bir şey yapmamışlardı?
Tehlikeli tahrik
Irak Meclisi'nde kabul edilen; ancak Talabani veto ettiği için yasalaşamayan kanun Kerkük için Barzani ve Talabani'nin 2003-2004 yıllarından bu yana yaptıklarını bir manada geriye çeviriyordu. Barzani ve Talabani güçleri 2003 yılında Amerikan işgalinin tamamlanması ve Irak ordusunun dağıtılmasının hemen ardından Kerkük'ü yağmalamışlar ve tapu kayıtları ile nüfus kütüklerini ortadan kaldırmışlardı. Nisan başında meydana gelen Kerkük yağmalanmasına AKP hükümeti seyirci kalmayı yeğleyince ertesi gün de Barzani Musul şehrine aynısını yapmıştı. AKP hükümetinin Amerika'dan medet uman politikalarının dışında bir şey yapmaya niyetli ve kararlı olmadığını gören bu ikili 2004 yılında Kerkük şehrinin nüfusunu zorla değiştirdiler. Bu arada Irak anayasasına koydurdukları 140. madde ile de Kerkük'ün geleceğinin şehirde yaşayanların bir referandumla vereceği karar üzerine belirleneceğini kayda geçirdiler. O günden bu yana Barzani-Talabani ikilisi bir referandum oldu bittisiyle Kerkük şehrini resmen kuzeydeki kukla devlet yapılanmasına katmak için uğraşıp durdular. Resmen diyorum; çünkü filen bu işi zaten başarmışlardı. Vali onlardan, polis şefleri onlardan, müdürler onlardan vs... Ancak AKP'nin oradaki devlet yapılanmasını kabullenmeye razı politikalarına rağmen, Barzani-Talabani ikilisi Vaşington'un da telkinleriyle referandum tarihlerini hep ileri erteledi. Çünkü TSK bu konuda kararlılık göstermeye deam etti. Sınırdaki yığınağını sürdürdü.
2004'deki Vaşington toplantısı
2004 yılında Amerika'nın başşehrinde bir toplantı yapıldığı haberi gazetelere yansımıştı. O toplantıya çok sayıda Türk gazeteci ve akademisyen katılmış ve özetle şu soruya cevap aranmıştı. 2007 yılına doğru Barzani-Talabani ikilisi Kerkük şehri üzerindeki fiili hakimiyetlerini resmileştirme yönünde adımlar atarsa yani bir referandumla şehri resmen kendi devlet yapılanmasını parçası haline getirirse, Türkiye, daha doğrusu Türk Silahlı Kuvvetleri ne yapar? O günlerde basına yansıdığı kadarıyla toplantıya katılanlar Türk Silahlı Kuvvetleri'nin böyle bir gidişattan rahatsız olacağını; hatta bu rahatsızlığını halkla da paylaşabileceğini; askeri olarak harekete geçmeyi düşüneceğini; fakat bunu yapamayacağını söylemişler. Sebep olarak da AKP hükümetinin bir yandan, basın, TÜSİAD gibi kuruluşların da öte yandan harekete geçerek TSK üzerinde büyük bir baskı kuracaklarını ve TSK'yı durduracaklarını öngörmüşler. Bir çoğunun bütçesi dışardan gelen paralarla karşılanan sivil toplum örgütlerinin de böyle bir süreçte TSK'yı durdurma konusunda etkili olacağından bahsetmişler.
Benzer şeyler oluyor
Şİmdİ Barzani ve Talabani sanki o senaryoya benzer bir şeyler yapıyor gibiler. AKP'nin kapatma davası sırasında elde ettiği dış desteğe karşılık Kıbrıs, Kerkük ve Ermenistan konularında taviz istendiği açık. Bu iş bir karşılıklı anlaşma ile olabileceği gibi, dış güçlerin ve bu arada Barzani-Talabani ikilisinin fırsattan istifade mantığıyla da izah edilebilir. Hangisi doğru olursa olsun farketmez. Sonuçta Kıbrıs'ta Rum-Yunan ikilisinin milli çıkarlarına yüzde yüz uygun bir anlaşma süreci devreye sokulmuştur. Bu arada Azerbaycan topraklarının yüzde yürmisinde işgalini sürdüren ve Türkiye'nin toprak bütünlüğünü tanımaktan imtina eden Ermenistan ile sınır kapısının açılması müzakereleri başlatılmıştır. Acaba Kerkük işi de bu halkanın bir başka parçası mıdır? Veya AKP'nin kapatılması zannedilmiş; bir kaos senaryosu hesap edilmiş ve o kaosta Barzani-Talabani Kerkük'te varolan fiili hakimiyetlerini resmi hale getirmenin fırsatçılığını mı oynamak istemişlerdir? Veya AKP'nin Amerika'ya karşı duramayacağı varsayımından hareketle bu ikili Kerkük'e el koyabileceklerini mi düşünmektedirler? Böyle bir el koyma hareketine hükümetin fazlaca ses çıkarmayacağını; Ordu'nun ise değişik gruplar ve kurumların baskısıyla durdurulabileceğini mi zannediyorlar? Cevap ne olursa olsun, gerçek değişmiyor. Ama önümüzdeki bir kaç günde ama bir kaç haftada Kerkük'ün bir barut fıçısı gibi patlaması kuvvetle muhtemel görünüyor. Türkmenler sahipsiz haldeler. Buna karşılık Sünni Araplar Barzani ve Talabai güçlerine karşı direceklerinin işaretlerini veriyorlar. Barutu Irak Meclis'nin alacağı veya alamayacağı kararlar patlatabilir.
Hasan ÜNAL
| < Önceki | Sonraki > |
|---|





