Irak Türkleri, Türkmeneli

Saturday
May 19th
Text size
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size

IRAK'TAKİ GELİŞMELER

e-Posta Yazdır

ImageEmekli Orgeneral Şener Eruygur, Türkiye Emekli Subaylar Derneği'nin iki aylık yayın organı Birlik Dergisi'nde Irak ve Türkmenleri yazdı. Eruygur, "Irak'taki Gelişmeler" başlıklı makalesinde, Türkmenlerde görülen ve gittikçe artan dayanışma zafiyetini dile getirdi.

Image Yazan: Şener Eruygur
E. Orgeneral

"Irak halkı 15 Aralık 2005'te 4 yıl süreyle görev yapacak 275 parlamento üyesini belirlemek için sandık başına gitti. 15,5 milyon seçmenin seçime katılma oranı %70 olarak açıklandı. ABD'nin Irak'ın demokratikleşmesi olarak ilan ettiği program çerçevesinde 30 Ocak 2005'te yapılan seçimle geçici meclis oluşturulmuş, 15 Ekim 2005 tarihinde ise katılım yüksek olmasa bile, hazırlanan geçici Anayasa referanduma sunularak onaylanmıştı.

Bu seçimin Irak'ı bütünleştirmekten çok, bölünmeye götüreceği açığa çıkmıştır. Her aşamada Irak'ta etnik ve/veya dini bölünme ve halk arasındaki farklılık derinleşiyor. Nitekim seçim sonrasında eylemler artmış ve bugün daha çok insan teröre kurban olmaya başlamıştır.

ABD açısından bu seçim bataklıktan kurtulmanın bir aracı ve yeni girişimleri için bir basamak olarak görülüyordu. Seçim sonrasında ABD yetkililerinin asker çekmekten bahsetmeleri bunun kanıtıdır.

Görünüme bakarak Irak seçimlerinin demokratik bir ortamda ve ülkeye demokrasi getirmek amacıyla yapıldığı öne sürülebilir. Ancak seçimlerin ABD, Kürtler ve Şiilerin fiili denetimi altında yapıldığı ve seçimler esnasında yapılan baskı ve usulsüzlükler nedeniyle bu görünümün ABD tipi bir demokratik gösteriye dönüştüğü görülmektedir. Kerkük'te ITC Merkezinde Türkmenlere yapılan ve ölümle sonuçlanan saldırı, 100.000 oyun taşınması, seçimlerde yapılan usulsüzlüklerden bazıları. Ayrıca birçok yerde Türkmenlerin oy kullanması da engellenmiştir.

Seçimlerin Kürdistan'ın bütünleşmesi dışında hiçbir birleştirici amaç taşımadığı siyasal sistemin incelenmesiyle kolaylıkla ortaya çıkıyor. 300'ün üzerindeki grup, 231 partinin çatısı altında seçime katıldı. 21 ittifakın 5'i etnik ya da dini temele dayanıyor.

Önceden seçimleri boykot eden Sünni kesim de bu defa seçime katıldı. Sünniler İslam Partisi, Halk konferansı ve Ulusal Diyalog konseyi gibi gruplardan oluşan bir uzlaşı cephesi oluşturdular. Bu katılım bir yönüyle ABD iradesine boyun eğme, diğer yönüyle, önceki seçimi boykot kararının çıkarlarına sonuç vermemesi nedeniyle, bu kez yönetime katılma isteğinin ve Türkiye'nin etkisinin bir sonucu anlamına geldiği söylenebilir.

Türkiye için en önemlisi, Türkmenlerde görülen ve gittikçe artan dayanışma zafiyetidir.

Bu seçimde Türkmenler üçe bölündü. Bunlar Irak Türkmen Cephesi (ITC), Türkmen İslam Partisi ve Türkmen Kardeşlik Partisi. Türkmen İslam Partisi Şiî Arapların çatısı altında, Türkmen Kardeş Partisi ise Kürt İttifakı ile ortak. Bu bölünmenin hemen yanı başındaki Türkiye'nin beceriksizliği olduğu açık. Ne yazık ki 3,5 - 4 milyon Türkmen 60 bin seçmenlik marjinal bir azınlık konumuna gelmiş bulunuyor. Bu sonuçta Kürt İttifakının ve ABD'nin etkisinin olmadığı öne sürülebilir mi? Bu durum ABD ve özellikle Türkiye tarafından savunuluyor gözüken Irak'ın bütünlüğü politikasının iflası anlamını taşımakta ve Kürdistan'm bağımsızlığı olgusunu biraz daha hedefine yaklaştırmış bulunmaktadır. Aslında ABD'nin Irak'ın bütünlüğüne ilişkin bir endişesi önceden de yoktu. Bu yöndeki beyanlar sadece Türkiye'yi hareketsiz kılmanın, oyalamanın bir aracı olarak kullanılmıştır. Bir gözü petrol gelirlerinde diğer gözü Ortadoğu'yu keyfince şekillendirmede olan ABD tarafından, hele 2100'ü ölü olmak üzere 18000 zayiatı da dikkate alırsak Türkiye'nin hassasiyetlerinin önemsenmesi bir hayal olurdu. İnsan hakları ve demokratikleşmeyi de çıkar amaçları dışında görmeyen ABD gerçekte, programını adım adım uygulamak ve kendisine destek olacak bir Kürt Devleti oluşturmakla meşguldür. Boş vaatlere kanarak, ABD'nin bizi Irak bataklığına çekme oyunlarına gelmemeliyiz.

ABD, Irak'ın demokratikleştirilmesi programının süreceğini ve bunun Suriye ve İran gibi ülkelere ilham vereceğini açıkladı

ABD'nin saplandığı bataklıktan kurtulmasına ve hedeflerine ulaşmasına yardımcı olan bu unsurların bazı ödünleri alacak olmaları doğaldır. Bu ödünler Irak'ın dini ve etnik bölünmesi anlamına gelmektedir. Nitekim Kürdistan'daki gelişmelere ek olarak, Irak Anayasası Irak'ın bir İslam Devleti olduğunu ilan etmiş bulunmaktadır. Bu işbirliği olmasa Erbil'den getirilen seçmenlerle Türkmenleri yok etme, çeşitli seçim hileleri, belli yerlere sahte oy taşıma olayları nasıl olurdu?

İrdelenmesi gereken önemli konu bundan sonra ne olacağı ve olacakların Türkiye'yi nasıl etkileyeceğidir. Bu anlamda son günlerde önemli ve ilginç gelişmeler yaşanmaktadır. Bir taraftan ABD FBI ve CIA Başkanlarının Türkiye ziyaretleri, diğer taraftan ülkemizde gündeme getirilen kimlik tartışmaları ve Şemdinli, Hakkari ve Yüksekova'da yaşanan olaylar ve bu konuda TSK' ni suçlamalar uygulanmak istenen bir oyunun parçaları izlenimini veriyor. CIA uçaklarıyla ilgili spekülasyonlar, İskenderun'da uçak yakıtı depolandığı konusundaki haberler fırtına öncesi bir sessizlik manzarası veriyor.

Seçimlerden sonra ABD tarafından İran üzerine yapılan baskılar, Kuzey Irak'taki üs tesis çalışmaları ve Azerbaycan'da İran'a yönelik hava üssü anlaşması yapıldığı haberleri bu fırtınanın başka habercileri.

Bölgedeki gelişmelerde Türkiye'nin dış politikadaki temel tercihleri önemli olacaktır. Yetkili kişiler tarafından yapılan açıklamalar zaman zaman küçük sapma izlenimi verse de, dış politika tercihimizin ABD ile sorun çıkarmama ve AB üyeliği için belirli baskılara dayanma şeklinde olduğu açıktır. Bu tercihin doğruluğunu göstermek için öne sürülen gerekçeler şunlar: Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan beri gözünü Batıya çevirmiştir. Bu yöneliş Atatürk'ün mirasıdır. Avrasya gibi içi boş sanal dayanaklar aramak Türkiye'nin çıkarlarına uygun değildir. Diğer oluşumlarla da ilişkiler kurulabilir ancak, gerçekçi politika AB üyeliğini merkeze alan bir politikadır. Belki bu görüşün de etkisinde olarak, MİT eski Müsteşar Yardımcısı bir gazetedeki yazısında "Toplumumuz Türkiye vatandaşlığı üst kimliği altında; farklılıkları zengin bütünlüğe çevirebilecek tarihi birikime sahiptir." tezini savundu. Umalım ki bu açıklama, Öcalan'ın Demokratik konfederasyon tezine resmi bir yakınlaşma olgusunun işareti değil, sadece bir rastlantıdır.

AB'nin Türkiye'nin üyeliğine bakış açısı ve Türkiye üzerinde açık hale gelen baskıları ortada iken uygulanan strateji ne kadar gerçekçi ve çıkarlarımızla ne kadar uyumludur? AB tarafından yapılan baskılar müzakerelerin ucunun açıklığının özellikle ve sıkça ifade edilmesi artık Türkiye'nin ulusal güvenliğinin hedef haline getirildiğini ve Devletimizin adeta oyalanarak belli bir yöne adım adım çekildiğini göstermektedir.

ABD'nin Irak bölgesindeki politikası Türkiye'nin kuruluşu adım adım tamamlanan Kürdistan'ın ağabeyliği havasına sokularak bölünme ateşinin içine atılması, komşu ülkelerle düşmanlık dehlizine itilmesi ve bu nedenle ulusal güvenliğinin ortadan kaldırılması anlamına gelmektedir.

Bu gelişmeler ışığında; Türkiye, potansiyel gücünün bilincinde olarak, dünyaya meydan okuyan, yıkıcı ve bölücü niyetler taşıyan bu dayatmalara karşı yeni politik seçenekler oluşturmak zorundadır. Bu seçeneğin temelinde önce iç dinamiklerin, ulusal gücün bu amaçla hazırlanması ve dayanışma duygularının geliştirilmesi yatmaktadır. Tüm devletler ve uluslarla dostluk, demokratikleşmeyi başkalarının baskısıyla değil, öz iradesiyle gerçekleştirme arzusunu canlı tutma, evrensel değerlere saygı içinde, devletin ve halkın onur içinde yaşama kararlılığının gösterilmesi sorunları çözmenin olmazsa olmazları olarak görülmelidir."  

(BİRLİK DERGİSİ / Mart-Nisan 2006 / Sayı: 162)