Irak Türkleri, Türkmeneli

Saturday
May 19th
Text size
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size

Barzani ile Türkiye görüşür biz görüşemeyiz

e-Posta Yazdır
Irak Türkmen Cephesi'nin temmuz ayında atanan yeni Ankara temsilcisiyle, Irak Savaşı'nın başladığı yıllarda Türkiye'nin dilinden düşürmediği ama artık pek lafı edilmeyen Türkmenler ve Kerkük meselesini konuştuk. Geçmişte yapılan hataları bir bir sıralamaktan çekinmeyen Kazancı'nın bugüne dair de çarpıcı itirafları var

Cansu ÇAMLIBEL
Hürriyet


Ankara'nın Kuzey Irak Kürt Yönetimi lideri Mesut Barzani ile son dönemde temasları sıklaştı. Siz Irak'ta bizzat Barzani'nin kontrolündeki şehirlerde yaşayan Türkmenleri de temsil eden bir örgüt olarak Barzani ile görüşüyor musunuz?

-Türkiye Kürtlerle görüşüyor, bir devlet olarak ulusal çıkarlarına dönük olarak dış politika izliyor. Bizimse Kürt Yönetimi ile üst düzeyde görüşmemiz olmuyor. Parlamento düzeyinde oluyordu geçen dönemde ama ITC Başkanı ile Barzani arasında görüşme olmadı. "Görüşmek mi istiyorsunuz, Kerkük Kürdistan'dır bunu kabul edin gelin" diyorlar. Yani şartlı görüşme öne sürüyorlar. Herkes görüşüyor da biz onlarla görüşmüyoruz gibi bizi suçlu durumuna düşürmek yanlış. Görüşmemiz, "Kerkük Kürdistan'ındır" inancını kabul etmemiz anlamına gelecek. Bu koşulu koymasınlar, oturalım Kerkük'teki sorunları birlikte çözelim. Kerkük iddiasından vazgeçsinler. Orada Türkmenler de yaşıyor, Araplar da. Bu iki unsuru toplayınca Kürtlerden daha fazla nüfus ediyor. Bu siyasal gerçek, Kürtlerin tezini çürütüyor. Kerkük'teki sorunların çözümü siyasi yani bunun yolu güç paylaşımından geçiyor. Güç paylaşımı üzerinde anlaşma olursa gerisi gelir. Kerkük'ün aidiyeti konusunu geri plana atalım şu an için, diğer konular üzerinde anlaşalım, Kerkük konusu sonradan gelir. Tabloya böyle bakılırsa sorun olmaz, Kürtler'le görüşürüz.

Meselenin Kürt bölgesinin sınırlarında düğümlendiği anlaşılıyor. Size göre bu bölgenin sınırı nerede biter?
-Bizim Kürt halkıyla da hiçbir sorunumuz yok. Ama bazı siyasi grupların aşırı siyasi istekleri bizim açımızdan biraz sorunlu. Kürt bölgesini genişletme hedefi görüyoruz. Kürt bölgesinin sınırı tarihte olduğu gibi, Erbil, Süleymaniye, Zaho, Dohuk'la sınırlıdır. Musul'un ve Kerkük'ün dışındaki 36. paralelin kuzeyine düşen bölge, Kürt bölgesidir. Bunu kimse inkar edemez. Bu sınır 36. paralelle birlikte ABD tarafından siyasi bir amaçla uygulandı. Birileri bunu kalkıp genişletmeye çalıştığı zaman sorun ortaya çıkacak, istikrarsızlık olacak. Sadece Kerkük değil Hamrin Dağları'na kadar genişletme iddiasındalar. Böyle yapıldığı zaman orada yaşayan başta Türkmenler olmak üzere diğer gruplar; Araplar, Yezidiler, Hıristiyanlar da kabul etmez.

Türkmenlerin bölgesel yönetim içindeki temsil oranları ne durumda, tatminkar mı?
-90'lı yıllarda Erbil de kurtarılmış bölge dahilindeydi, orada bizim de Türkmen eğitimi veren okullarımız vardı. Ama daha sonra bize verilen haklar ne oldu? 100 küsur milletvekili arasında Kürt bölgesinde üç tane milletvekilimiz, bir tane bakanımız var. Irak'ın genelinde bakıldığı zaman Kürtler ikinci ana unsur. Buna rağmen Irak merkezi hükümetinden yüzde 17 bütçe alıyorlar. Onun dışında Habur sınır kapısında ayrı, İran kapısında ayrı ticaret gelirleri var. Biz de Kuzey Irak bölgesinde Türkmenler olarak ikinci ana unsuruz. Peki Kürtler Irak genelinde elde ettiği hakları bize veriyorlar mı? Hani biz de ikinci ana unsurduk bölgemizde? Bugüne kadar kendi kazandıkları hakların yüzde 1'ini vermediler Erbil'de.

2003 YILINDA KÜRT BÖLGESİNİ TANISAYDIK KERKÜK'Ü KURTARIRDIK

Bugün Türkmenlerin Irak siyasetinde bu kadar geri planda kalmasının nedeni nedir?
-Türkmenler Irak siyasetinin aktörleriyle bir bağ kuramadılar. 1991'de Saddam döneminde 36. paralel ortaya çıkıyor, Kerkük bunun dışında kalıyor. 2003'te Saddam devriliyor yine biz hazırlıksız yakalanıyoruz. 36. paralelin altındaki, Kerkük'teki Türkmenler için hiçbir yatırım yapılmadığı ortaya çıkıyor. 1991-2002 arasında hep bir Türkmeneli bölgesinden bahsettik Kerkük'ü de kapsayan. 2003'e kadar "Erbil Türk'tür, Türk kalacak" dedik. Ama bırakın Erbil'i kazanmayı sonra Kerkük'ü kurtarmayı düşünmeye başladık. Bunlar bir strateji yanlışlığından kaynaklandı. 2003'te Amerikan temsilcisi Zalmay Halilzad'ın Selahaddin'de Saddam muhalifleriyle yaptığı görüşmede bizim temsilcilerimiz yine yanlış yaptı. Bizimkiler Kürt bölgesinin tanınmasını kökten reddedince Türkmenler tamamen sürecin dışında kaldı. Mesela, "36. paralelin kuzeyindeki bölgeyi tanırız" diyebilirdiler. Bugün sırf bu nedenle Kerkük'ün statüsü için nasıl bir strateji üreteceğimizi bilemiyoruz. O gün karar sürecinde yer alsaydık bugün Kerkük'ü de kurtarmış olurduk.

Kerkük kaybedilmiş gibi konuşuyorsunuz. Önümüzdeki günlerde yapılacak sayım ve ardından şehrin geleceğini belirleyecek referanduma güvenmiyor musunuz?
-Bu ayın son haftasında sayım olması öngörülüyor ama illa ki ertelenir. Bize göre anayasanın 23. maddesi uygulanmadan sayım da referandum da olamaz. Bu madde ilk önce normalleşmeyi, 2003'ten sonra Kerkük'te artan nüfusun gözden geçirilmesini öngörüyor. 2003'ten önce nüfus 700 bin civarındaydı. 2003'ten sonra 1 milyon 300 bin oldu. Gelenlerin hepsi ‘Saddam döneminde göçe zorlananlar' adı altında geldi. Onlarla bir derdimiz yok ama bu konu siyasi amaçla kullanıldı. Bugüne kadar gerek Saddam döneminde, gerek sonrasında sağlıklı bir sayım yok da rakam da yok. Saddam dönemindeki bütün sayımlarda siyasi amaçla Türkmenlerin sayısı az gösterilirdi. Kerkük ve civarında bugün eşit şartlar sağlanmadıkça sayım sağlıklı sonuç vermez. Bizim atardamarımız Kerkük. Sadece Irak için değil bölge ülkeleri ve bütün uluslararası aktörler için Kerkük önemli bir dengedir. Kerkük sorunu Kerkük'teki toplumlararası bir sorun, aynı zamanda Erbil ile Bağdat arasında bir problem. Kerkük'ün bir tarafa geçmesi dünya dengesini değiştirir. Bunun çözümü siyasi yapılanmada paylaşımdan, diyalogdan geçer.

ABD İZİN VERDİ AMA BİZ SİLAHLI GÜCÜ BECEREMEDİK

2003 döneminde çeşitli vesilelerle Türkiye'nin Iraklı Türkmenleri silahlandırmaya çalıştığı konuşuluyordu. Hatta ‘Çuval vakası' diye tarihe geçen Süleymaniye baskınının da Türkmenlere verilen bomba eğitimi nedeniyle yapıldığı iddia edilmişti. Sonuçta silahlı Kürt peşmergeler Kuzey'in resmi güvenlik gücüne dönüştü. Sizin silahlanma çabanız ne oldu?

-2006'da ABD'nin Kerkük'teki komutanıyla görüştüğümde resmen silahlı güç kurmak istediğimizi söyledim. ‘Nasıl kurarsınız' diye sordu. Barış İzleme Gücü'nde (PMF) 1000'e yakın Türkmen vardı. Geriye 400 tane kalmıştı, bunları toplayıp ‘Uyanış konseyleri' adı altında örgütlemeyi önerdim. Herkes kendi mahallesini korur fakat Amerikan ordusu ile hiçbir operasyona katılmaz. Bu, ABD tarafından olumlu karşılandı. Ama daha sonra bizden adım atılmadı. Artık etnik milis güçler yasak ama Irak'ın ordusu ve polisi içinde sayımız artırılabilir. 500 Türkmen istiyorlar polis gücü için, 50 kişi başvuruyor. Biz dolduramayınca kim geliyor? Arap geliyor, Kürt geliyor. Ama maalesef Irak'ta silahlı gücü olamayan hâlâ saldırıya uğruyor. Ortadoğu'da geçerli güç politikası hâlâ budur. Gücün olmadığı zaman politikan zayıf kalıyor.

KANDİL KONTROL EDİLEMİYORSA TÜRKİYE'YE İZİN VERSİNLER

"Kürt yönetiminin son dönemde PKK konusunda olumlu adımlarını görüyoruz. Açılım meselesinde hem Barzani hem Talabani'nin BDP'ye baskı yaptıklarını biliyorum. Amerika bölgeden muharip güçlerini çekti. Dolayısıyla ABD için de bölge ülkeleri için de Irak'ın istikrarı çok önemli. Amerika'nın kurduğu yapının bozulmaması için PKK'nın da silahsızlanması, pasifize edilmesi gerekir. PKK terör örgütünde 1000'e yakın Suriye ve İranlı var. Bunun tasfiye edilmesi hem Suriye ve İran için de istikrar getirir. Burada herkesin, özellikle de Iraklı Kürtlerin adım atma zorunluluğu var. Gönüllerinde istemeseler bile bu adımı atmak zorundalar. Bölgenin istikrarsızlığı başta Kürtlere zarar verir. Kürt yönetimi Kandil'de kontrolü sağlayamıyorsa o zaman Türkiye'nin ya da ABD'nin teröristleri teslim alma yetkisi olabilir. Kendi gücü yetmiyorsa Türkiye'ye izin versin oraya girip güvenliği sağlamak için."

ANKARA'NIN YABANCISI DEĞİL

Hicran Kazancı Iraklı Türkmenlerin son dönemde vitrine çıkardığı genç isimlerden. Temmuz ayında Irak Türkmen Cephesi'nin (ITC) Ankara Temsilcisi olarak atanan Kazancı aslında Ankara'ya yabancı değil. Kerküklü Kazancı, Musul'daki üniversite eğitiminin ardından ilk kez 1995'te Ankara ile tanışmış. Master ve doktorasını Ankara Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü'nde tamamlayan Kazancı, Saddam devrildikten sonra memleketine dönerek Türkmen siyasetinde farklı görevler almış. Son olarak şu anki ITC Başkanı Sadettin Ergeç'in dış ilişkiler danışmanlığını yaparken öğrencilik yıllarının gözbebeği Ankara'daki temsilcilik koltuğu teklif edilince hiç düşünmeden atlayıp gelmiş. Ankara'nın baş döndüren siyasi trafiği ve devlet erkanının yoğun yurtdışı programları nedeniyle Kazancı henüz nezaket ziyaretlerini bile yapmış değil. Cumhurbaşkanı Gül, Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Davutoğlu ile görüşmek için uygun zamanı bekliyor. Bizim gecikme olarak algıladığımız bu durumu Kazancı, "Türkiye'nin çok boyutlu dış politika gündemi var, normaldir" diye geçiştiriyor. "Irak'ta yeni dönemin kapısını açan savaşın ilk günlerinde Ankara'nın dilinden düşürmediği Türkmenler bir süredir unutuldu mu sanki?" diye sorduğumuzda adeta pandoranın kutusunu açmış oluyoruz. Kazancı'nın anlattıkları belki de ilk defa bir Türkmen politikacının yakın tarihle samimi yüzleşmesi. Türkmenlerde alışık olduğumuz ‘Kol kırılır yen içinde kalır' tarzı sessiz üsluptan uzak, cesur cümleler kuruyor. Hürriyet