
Sadun Köprülü, Irak'taki işkenceleri anlatıyor:
"10 yaşındaydım; tavana astılar, işkence yaptılar!"
"Suçumuz 'Yaşasın Türkiye' demekti"
IRAK Türkmenleri ve Azerbaycan Türkleri, kendi yurtlarında katliamlara maruz kalırken, inanılmaz işkencelerle de karşılaştılar. Öyle ki, gözü dönmüş caniler ne çocuk dinledi ne de ihtiyar. İşkencelerin nedeni ise aynıydı; "Türk düşmanlığı"...
Araştırmacı- Yazar Sadun Köprülü, Türkmenlerin aydın isimlerinden biri... Ancak bugüne gelinceye kadar sayısız işkenceye maruz kalmış. Tavana asılıp kırbaçlanmış, elektrik verilmiş, tırnakları sökülmüş. "Her şeyi yaptılar ama kalbimdeki Türk ve Türkiye sevgisini söküp atamadılar" diyor. Köprülü'nün anlattıkları, insanın tüylerini diken diken edecek cinsten...
"10 yaşında tavana astılar ve..."
Yıl: 1967...
Yer: Kerkük...
Dönemin Türkiye Başbakanı Süleyman Demirel, Irak gezisi sırasında kente de gider. Büyük bir coşku vardır. Herkes, eski bir Kerkük türküsünü söylemektedir; "Ağam Süleyman/ Paşam Süleyman/ Evleri köprü dibinde/ Boyuva(boyuna) hayran...' diye.
O zaman 10 yaşında olan Sadun Köprülü de, annesi, babası ve 2 yaşındaki kardeşiyle birlikte Türkiye Başbakanı'nı karşılamaya giderler. Annesi dayanamaz, "Hoşgeldin Paşam Kerkük'e. Ne olur bizi kurtarın bu baskıdan" diye bağırır. Hatta, Köprülü'nün kardeşi Ümit'i, Demirel'e uzatarak, "Oğlumu kurban etmeye hazırım. Türkiye'ye hepimiz kurban oluruz" der. Demirel'in de gözleri yaşarır ve anne Şeker Hanım'ı "Bu senin yavrun" diyerek yatıştırmaya çalışır. Sonrasını Sadun Köprülü şöyle anlatıyor:
"Benim de elimde 'Yaşasın Türkiye... Hoş geldiniz Türk şehri Kerkük'e' yazan bir pankart vardı. Irak Gizli Servisi tüm bunları tespit etmiş. Sevincimiz uzun sürmedi. Demirel'in ziyaretinin ardından bize çok kötü davranıldı. Her yerde ölüm, kan kokusu vardı. Aramalar başladı. Bir gün kapımız şiddetli bir şekilde tekmelendi. Kapıyı açar açmaz babamın üzerine saldırdılar. Annem sese koşunca onun da başına vurdular. Taşıdığım pankart ve söylediğimiz türkü yüzünden bana, anne ve babamın karşısında her türlü işkenceyi yaptılar. Evimizde arama yaparak birçok kitap ve eşyayı bir arabaya doldurup, benim de ellerimi ve gözlerimi bağladılar. Bir arabanın içinde döve döve götürdüler. Gözümü açtığımda kendimi çok dar, kapkaranlık ve penceresiz bir odada buldum. Çok sürmeden kapı açıldı. 'Bakalım kim kurtaracak seni elimizden. Her şeyinizi biliyoruz. İdam edileceksiniz' dediler. Ben hiç bir örgütle ve siyasetle ilgim olmadığını söyledim. Tavana asarak vurdular. 8 ay 14 gün gece gündüz soruşturma ve işkenceyle geçti. Daha 10 yaşındaydım."
"Yaşasın Türkiye" dedi hapse girdi
Bununla sınırlı kalmamış Köprülü'nün karşılaştığı işkenceler. 1976'da bu kez Dönemin Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk Kerkük'ü ziyaret eder. Yine "Yaşasın Türkiye" sesleri arasında karşılanır Korutürk. Ancak Cumhurbaşkanı oradan ayrılır ayrılmaz, Sadun Köprülü ve arkadaşları yine gözaltına alınır. Bu kez 6 ay işkence görür.
Tüm bunlara karşın Köprülü, Bağdat Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun olur. Artık avukattır. Ancak özgürlük günleri uzun sürmez. Yine Kerkük ve Musul'u Türkiye'ye bağlamak için çalışmaktan hapse atılır. Kanıt, Türkiye'ye yaptığı ziyaretler ve görüşmeleridir. Küçük kardeşi Ümit de tutuklanır. Köprülü, "Tam 17 sene Ebu Garip Hapishanesinde tutuldum. Saddam'ın üvey kardeşi Barzan El Tıkriti'nin talimatıyla sürekli türlü işkenceler gördüm. Ayak parmaklarımdaki tırnakları söktüler, elektrik verdiler. 1996'da cezaevinden çıktım ve Türkiye'ye geldim" diyerek o acı günleri anlatıyor.
"Bizim gücümüz de, umudumuz da Türkiye!"
Osmanlı idaresi bittikten sonra Irak'ta Türkmenlerin gün yüzü görmediğini belirten Köprülü, "Saddam döneminde Araplaştırma politikası uygulandı. Arapları Kerkük ve çevresine yerleştirdiler. ABD geldi, bu kez Kürtleri destekleyerek Kürtleştirme politikası uyguladılar. 750 bin Kürt, Kerkük'ün türlü yerlerine yerleştirildi. Aslında Atatürk bir yıl daha yaşamış olsaydı, buralar Türkiye'ye katılırdı. Çünkü dil, kültür ve tarih olarak tamamen Türkiye'den bir parçaydı" diyor.
Bugün de Türkiye'nin Türkmenlere sahip çıkmaya çalıştığını vurgulayan Köprülü, "Eğer Türkiye'nin varlığı olmasaydı, hem Saddam, hem ABD bambaşka katliamlar da yapardı. Bizim gücümüz de, umudumuz da Türkiye. Bizi ayrı koymaya, orada Türkmenleri yok etmeye çalışıyorlar. Türkiye, mutlaka BM ile birlikte sayımda ve seçimlerde gereken rolü üstlenmeli. Musul, Erbil, Kerkük, Diyala gibi yerlerde Türkmenler çoğunluktur. Biz bu topraklarda 6 devlet kurmuşuz. Irak kurulmadan Türkler orada vardı. Bunlar unutulmamalı" ifadesini kullanıyor.
Hedef petrol rezervleri mi?
YÜZYILLARDIR Türkmenlerin yurt bildiği Kerkük ve Musul, dünyanın en zengin petrol yataklarına sahip. İngilizlerin 20'nci yüzyılın başlarında Irak'a girme nedeninin de petrol yatakları olduğu öne sürülüyor. Dünyadaki petrol rezervlerinin yüzde 10'u Irak'ta bulunuyor. Irak petrollerinin yüzde 40'ı ise Kerkük'te. Kerkük, tek başına dünya petrol rezervlerinin yüzde 7'sine sahip. Irak'taki petrol varlığını II. Abdülhamid de, yaptırdığı geniş kapsamlı bir araştırmayla belgelerken, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'nun da derinde olmasına karşın yoğun bir petrol rezervine sahip olduğunu ortaya çıkarmıştı.
Daha önce İngilizlerin yerleşerek Araplaşmanın önünü açtığı bu topraklara, 21. yüzyıl başında da ABD gelerek Kürtleştirme politikası başlattı. Strateji uzmanları, bu politikada, bölgeyi kontrol etmek kadar, petrol kaynaklarını yönetmenin de amaçlandığını savunuyor.
YARIN:
- Mahmut Kasapoğlu: "Barzani'ye verilenin 10'da biri bize verilsin!"
- Kerkük'te nüfus oyunu!
*****
Tenzile Rüstemhanlı, dede acısını anlattı:
"Dedemi kurşuna dizdiler; gerekçeleri, Türk kızıyla evli olmasıydı"
KAFKASLARDA yaşayan Türkler sayısız işkenceye maruz kaldı. Kimi zaman sürgün edildiler, kimi zaman da katledildiler. "Bize karşı yapılanların nedeni, ne uyumsuz olmamız ne de bulunduğumuz mevkilerdi. Sadece Türk olduğumuz için zulmettiler" sözleri ise bölgedeki derin hesapların gerekçesi.
Tenzile Rüstemhanlı da, bu zulümlerin acısını yaşayan Azerbaycan Türklerinden biri. Azeri-Türk Kadınları Birliği Başkanı olan Rüstemhanlı, dedesini de bu çok acı bir vakayla kaybetmiş. Yapılanları şöyle anlatıyor:
"Babaannem Karslı'ydı. Anneannem de Iğdırlı. Ailem, Kars'a sınır Gümrü'de yaşıyormuş. Bizim bölgemiz daha önce Kars'a bağlıydı. Ancak Ruslarla yapılan anlaşma nedeniyle Gümrü, Türkiye sınırlarından çıktı. Dolayısıyla akrabalarımızın yarısı Türkiye'de, yarısı sınır dışında kaldı. Bir süre sonra, Gümrü ve çevresinde baskılar başlamış. Türklere, çeşitli bahanelerle zulmetmişler. Dedemi de, 'Sen bir Türkiye kızıyla evlisin. Türkiye'nin ajanlığını yapıyorsun' diye 1937 yılında kurşuna dizmişler. Dedem gibi birçok insan ajanlıkla, başka iftiralarla suçlanarak ya şehit edildi ya da Sibirya'lara ve başka yerlere sürgüne gönderildi. Buna rağmen, Azerbaycan Türkleri'nin yüreğinden Türkiye sevgisini yok edemediler. 200 senelik baskıya karşın, Azerbaycan bağımsızlığını kazanır kazanmaz yönümüzü Türkiye'ye döndük. Bugün bizim odalarımızda Mehmet Emin Resulzade, Haydar Aliyev ve Atatürk'ün fotoğrafları, Azerbaycan ve Türkiye bayrakları yan yanadır."
"Rusya'nın yapamadığını ABD ve AB yapıyor!"
Azerbaycan'daki aydınların ve büyük fikir insanlarının yıllarca işkence gördüğünü ve sürgün edildiğini belirten Rüstemhanlı, "Hüseyin Cavit gibi büyük bir ismin kemiklerini Sibirya'da çürüttüler. Niye? Türk sevdalısıydı. Rusya'nın 200 senedir yapamadığını şimdi Avrupa ve ABD üstlendi. Ermeni diasporasının girişimleriyle Türkiye ve Azerbaycan'ın arasını açmaya çalışıyorlar. Ancak başaramayacaklar" diyor.
"Türkiye'nin kaybı Azerbaycan'ın kaybıdır. Biz iki devlet tek milletiz" diyen Rüstemhanlı, şu uyarıları yapıyor:
"Eğer Türkiye, sorunlar aşılmadan Ermenistan sınırını açarsa, en büyük yarayı Azerbaycan alır. Karabağ sorunu çözülmez hale gelir. Bugün Kafkasya'nın en saldırgan devleti Ermenistan'dır. Ermenilerin Gürcistan'dan da, Türkiye'den de, Azerbaycan'dan da toprak talebi var. Bugün Erivan'da bir tek Türk yaşamazken, Azerbaycan'da, Türkiye'de sayısız Ermeni vatandaşımız var. Bu bile birçok şeyin göstergesi. Türkler bu kadar soykırımcı ise neden ilişkileri düzeltmeye, sınırı açmaya çalışıyorlar? Bunlar göz önüne alınmalı."
Sorun Türkiye'nin değil, Ermenistan'ın!
SON dönemdeki temaslar aslında Türkiye'nin ilk iyi niyet girişimleri değil. AB ve ABD, sınırın açılması konusunda Türkiye'ye baskı yapsa da, şu gelişmeler sorunun Erivan yönetiminin tavrından kaynaklandığının kanıtı gibi:
- Türkiye, 1991 yılında Ermenistan'ın bağımsızlığını tanıyan ilk ülkelerden biridir.
- Ermenistan'ın Karadeniz'e kıyısı olmamasına karşın, 1993 yılında Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü'ne 'kurucu üye' sıfatıyla davet edilmesini sağladı.
- Türkiye, enerji sıkıntısı nedeniyle Ermenistan'a uzun süre elektrik sağladı.
- Ermenistan'ın olumsuz tavrına rağmen sınır ticareti de uzun süre devam etti.
Tüm bunlara karşın Ermenistan, Karabağ'ın işgalinden vazgeçmediği gibi, Türkiye'nin Doğu Anadolu illerini "Batı Ermenistan" olarak adlandırmaktan çekinmedi. Sözde soykırımı iddialarını dünya parlamentolarının gündemine taşırken, terör örgütü PKK'ya da bir süre destek verdi.
| < Önceki | Sonraki > |
|---|




